Dünden bugüne Hayvanları Koruma Yasası

HAKİM’den Fatma Biltekin, Hayvanlara Adalet Derneği’nden (HAD) Avukat Melike Özdemir Ballı ve Avukat Hülya Yalçın ile Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan yeni değişiklikleri konuştuk.

 dokuz8 Haber / 16.08.2021 /  İLKE CAMBAZOĞLU

Hayvan Hakları İzleme Merkezi’nden (HAKİM) Fatma Biltekin, Hayvanlara Adalet Derneği’nden (HAD) Avukat Melike Özdemir Ballı ve Avukat Hülya Yalçın ile Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan yeni değişiklikleri ve yasaya dair verilen mücadele sürecini, mücadelenin nasıl sürdürülebileceğini konuştuk. 2004 yılında yasalaşan kanundan bu yana hayvanların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan tekliflerin yok sayıldığının, yasada caydırıcı yaptırımlara yer verilmediğinin altını çizen hayvan hakları aktivistleri, son yapılan değişikliklerin de yetersiz olduğunu belirtti. Meclisteki 5 partinin ortak çalışmaları sonucu kurulan Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nda fikir birliğine varılmasına karşın, komisyon raporunun hiçe sayıldığı bir düzenlemeyle karşı karşıya olduğumuz vurgulandı.

Hayvan hakları yasası sonunda çıktı ancak sonuç tatmin edici olmadı. Oysa yıllardır hayvan hakları aktivistleri bu yasa için mücadele ediyor. Mücadelenin tarihçesinden kısaca bahsetmek ister misiniz?

Fatma Biltekin: Türkiye’de hayvan hakları ile ilgili ilk kanun 2004 yılında yasalaşan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu idi. Bu kanun yetersiz bir kanun olmasına rağmen hayvanların çıkarına maddeler içeriyordu, ancak 17 yıl boyunca uygulanmadı. 2011 yılında kanunda değişiklik yapılmasıyla ilgili bir teklif hazırlandı; bu teklif sokakta yaşayan hayvanların toplatılmasına ve bilinmeze gönderilmesine sebep olacak maddeler içeriyordu. Tepkiler sebebi ile geri çekildi, ta ki 2014’e kadar… Teklif 2014 yılında Çevre Komisyonu’nda görüşülüp, kabul edildi ancak tepkiler üzerine genel kurula hiç gelmedi. 2018 yılında Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı teklif ise inanılmazdı. “Hayvana tecavüze 2000 TL ceza” gibi kabul edilemez maddeler vardı, bu teklif de yine tepkiler üzerine geri çekildi. 2019 yılında Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu kuruldu; komisyon hayvanlar lehine maddeler içeren bir tavsiye raporu yayınladı. 2021 yılına geldiğimizde AKP bu raporu hiçe sayarak, bir önceki tekliflerden pek bir farkı olmayan bu kanunu yasalaştırdı.

Melike Özdemir Ballı: Yıllardır hayvanların mal statüsünden çıkarılması, haklarının kendilerine teslim edilmesi, toplumda bilinç değişikliğinin sağlanarak bu adaletsiz düzenin son bulması için verilen bir mücadele var. Yasa çıkmış olsa da; bu mücadele, köleliği ve sömürü düzenini reddeden, yaşamdan yana, hak ve özgürlüklerden yana olan herkesle birlikte devam ediyor aslında. Tarihçeye bakacak olursak, Türkiye’de 2004 yılında yürürlüğe giren bir Hayvanları Koruma Kanunu var. Bu kanun bazı olumlu düzenlemeler getirmekle birlikte yetersiz, uygulanmayan, caydırıcı yaptırımlar içermeyen, birçok hayvanı yok sayan, hayvanların nasıl öldürüleceğini, deneylerde nasıl işkenceler görebileceklerini düzenleyen bir kanun. Biz yıllardır bu kanunun değişmesi gerektiğini, hayvanların hak ve özgürlüklerinin yasal güvence altına alınması gerektiğini söylerken karşımıza her defasında caydırıcı yaptırımlar içermeyen, hayvanların ölümüne, tecrit edilmesine yol açacak tasarılar getirildi. Yılmadan, bıkmadan yıllarca hayvanlar aleyhine getirilecek her düzenlemeye karşı çıktık, eylemler yaptık, meclise gittik. Vekillerle, bürokratlarla, bakanlarla, tüm yetkili kişilerle görüşüp taleplerimizi dile getirdik; sayfalarca belgeler sunduk, videolar izlettik, hak ihlallerinin farkına varılması ve bu düzenin son bulması için uğraştık. 2019 yılında TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu kurulup 5 partinin de ortak çalışması ve imzasıyla ortaya çıkan rapor sebebiyle az da olsa umutlanmıştık. Ama yine caydırıcı yaptırımlar içermeyen, taleplerimizin dikkate alınmadığı, emeklerin ve daha da önemlisi birçok hayvanın görmezden gelindiği bir yasayla karşı karşıya kaldık. Hayvanların değil bir 17 yıl daha, bekleyecek 1 günleri dahi yokken, dünyaya örnek bir yasa çıkarmak için her şey hazırken, tüm partiler arasında bir uzlaşı sağlanmışken, maalesef bir gece vakti çıkarılan ve yine yetersiz kalan bir düzenleme ile mücadeleye devam ediyoruz.

Hülya Yalçın: 2004 yılında yürürlüğe giren ve iyi niyetli olduğunu düşündüğümüz bir iki madde dışında son derece yetersiz olan bir Hayvanları Koruma Kanunu var elimizde. Çıkışını takiben yıllar içinde ne kadar kullanılamaz, ne kadar insan merkezli bir kanun olduğunu fark ederek yeni düzenleme taleplerimizi mütemadiyen dillendirmeye başladık. 2021 yılına kadar çok defa kadük kalan birden fazla düzenleme metni oluştu. Her defasında aylarca süren görüşmeler yaptık. Her partiden vekiller, bürokratlar, her kademeden görevlilerle tüm ayrıntıları görüştük. Ne yazık ki kadrolar sürekli değişti ve biz her defasında en baştan başlayarak yol aldık. Nihai olarak 2019 yılında, meclisteki tüm siyasi görüşlerin ortak iradesinin tezahür ettiği Araştırma Komisyonu raporu ortaya çıktığında hiç olmadığı kadar umutlandık. Çünkü herkes fikir birliği içindeyse bu rapora itiraz edecek kimse yok diye düşünmüştük doğal olarak. Maalesef, bakanlık toplantısı öncesinde ilk sinyallerini almaya başladığımız bambaşka bir düzenleme 14 Temmuz tarihli Resmî Gazete ile yürürlüğe giriverdi. Bunca çalışma, bunca makul ve uygulanabilir talep ve çabaya karşın iyi bir “koruma” kanunu yerine, yine ite kaka zorlayarak cezadan bahseden, esarethaneleri kapatmamak için gerekçeler bulan, hayvanların (bir kısmını) mal olmaktan çıkardık cümlesiyle kendini savunmaya çalışan; beklentilerin çok gerisinde bir 5199 sayılı kanunla baş başa kaldık maalesef.

“HAYVAN SÖMÜRÜSÜ DEVAM EDİYOR”

Yeni düzenlemelerle getirilen hapis cezasının göstermelik olduğunun altını çizen avukatlar Özdemir Ballı ve Hülya Yalçın ise bu cezaların ertelenebilir olduğuna, paraya çevrilebildiğine dikkat çekti. Vatandaşların şikâyet hakkını tanınmayan; hayvanların “mal” statüsünü devam ettiren; satışlarına, kapatılmalarına, öldürülmelerine ve deneylerde kullanılmalarına göz yuman düzenlemelerin insan dahil tüm hayvanların haklarını korumaktan uzak olduğu vurgusu yapıldı.

14 Temmuz’da Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklik Resmî Gazete’de yayınlandı. Yeni yasada ne gibi değişiklikler var?

Melike Özdemir Ballı: Her ne kadar yeni düzenleme ile hayvanlar artık mal değil can olarak görülecek şeklinde bir iddia ortaya konuluyor ise de hayvanlar bir eşya gibi alınıp satılmaya, esir edilmeye, deneylerde işkence görmeye, faytonlarda, yük taşımada kullanılmaya, av-gıda-kürk gibi gerekçelerle öldürülmeye, insan çıkarları için sömürülmeye devam edecek. Kısacası birçok hayvan için değişen hiçbir şey olmadı ve taleplerimiz göz ardı edildi. Yeni düzenleme ile hapis cezaları getirilmesi şüphesiz çok olumlu bir değişiklik ama bu cezaların bir caydırıcılığı yok; ertelenebiliyor, paraya çevrilebiliyor. Üstelik failin cezalandırılabilmesi için -suç üstü halleri hariç- Tarım ve Orman Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerinin Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı başvuruda bulunması şartı aranıyor. Anayasal haklarımızı elimizden alıp uygulamada birçok fiilin cezasız kalmasına yol açacak bu düzenleme adliyelere iş yükü yaratmamak adına getirildi ve biz bu düzenlemeyi kesinlikle kabul etmiyoruz. Tehlike arz eden hayvanları belirleme yetkisi Bakanlık’a verildi ve yasak fiillere bu hayvanların beslenmesi dâhi eklendi. Uygulama Yönetmeliği’nde daha hangi hak ihlallerine yol açacak düzenlemelerle karşılaşacağız henüz bilemiyoruz.

Pet-shoplar’da kedi ve köpek bulundurulması yasaklandı ancak kuş, balık gibi hayvanların satışına devam edilecek. Kedi köpekler de bir eşya gibi katalog üzerinden seçilerek üretim yerlerinde satılmaya devam edecek. Eğer hayvanlar mal statüsünden çıkarılmış olsaydı, hayvanların üretim ve satışını yasaklamış olmaları, onları eşya gören tüm düzenlemeleri kaldırmaları gerekirdi. Aksine son dakika önergeleriyle hayvanların herkes tarafından esir edilebilmesinin önü dâhi açıldı. Gerçek veya tüzel kişiler doğal yaşam parkı adı altında esarethane ve sömürü merkezleri kurabilecek. Bir hayvanı doğal yaşamından koparıp adına doğal denilen alanlara hapsetmenin mantığını hiçbir zaman anlayamayacağım.

Hülya Yalçın: Bu kanunun sunum cümlesi “Hapis cezası getirdik, süs ibaresini kaldırdık, hayvanların mal değil canlı olduğunu kanuna geçtik” olmuştur. Çoğu hayvanseverin de büyük bir sevinçle karşıladığı bu cümleler aslında gerçeklikten uzak ve sadece vitrin cümleleridir. Zaten daha bir ay geçmeden herkes anlamaya başladı. Bir kere hayvan “canlı” olarak kabul edilip korunacaksa niye katalogdan satışı yapılıyor? Niye bazı hayvanlar kesimhanelerde öldürülüyor? Niye bazı hayvanlar insanların av cinayetleri için kullanılıyor? Niye pek çok hayvan deney masalarında can vermeye devam edecek? İşte bu sorular akla gelenlerden yalnızca birkaçı. Hapis cezası ise ülkemiz hukuk sistemine göre zorlu bir süreç ve çok ekstrem bir uygulama olarak karşımıza çıktı. Önemli olan fiile veya hayvana “ne ad verildiği” değil, nasıl uygulanacağının zorlayıcı koşullara bağlı olduğu cezai tanımlardır. Görüyoruz ki yasa metninde bunlar da açık değil. Bizim en büyük talebimiz sokaktaki bir vatandaşın da yasal süreci rahatlıkla devreye sokabileceği bir düzenleme yapılmasıydı. Tam aksi bir şikâyet ve süreç tanımı da bu yasayla ortaya çıktı. Elimizde kala kala “ev hayvanı, süs hayvanı, sahipli hayvan, sahipsiz hayvan” tanımlarında yapılan düzenlemeler kaldı. Onların da bir fonksiyonu yok temel koruma uygulamalarında. Biz şimdi bu olmazlarla dolu yasa metni içinde genel hukuk kurallarını da ele alarak nasıl bir hayvan koruma süreci işletebiliriz onun üzerinde çalışıyoruz. Hepimizin bu süreçleri çabucak öğrenmesi ve içselleştirmesi hayvanların yararına olacaktır.

“YASA TAMAMEN GÖSTERMELİK”

Hayvan Hakları Koruma Kanunu’nda yapılan son değişikliklerin hayvanlardan ziyade rant gruplarına hizmet ettiği kanaatinde ortaklaşan aktivistler, yapılan eylemlerin hayvanlardan çıkar elde edenleri “üzmemek” uğruna görmezden gelindiğini belirtti. Yapılan değişikliklerin ise hazırlanan raporlara göre değil bürokratların görüşlerine göre düzenlendiği savunuldu.

Yasa genel kurulda görüşüldükten sonra cumhurbaşkanı tarafından veto edilsin çağrıları yapıldı, eylemler düzenlendi ancak tüm çabalara rağmen yasa hayvanlar lehine değişmedi. Tüm bu baskılara rağmen yasa neden bu şekilde değiştirildi?

Fatma Biltekin: Yıllardır süren bir mücadele ve oluşmuş kamuoyu baskısı vardı ancak bu, yasa koyucuların pek umurunda olmadı açıkçası. Yasa açıkça hayvanlar üzerinden gelir elde edenleri koruyor ve hayvanların hakları ile hiçbir şekilde ilgilenmiyor; son yıllarda çıkan yasaların hemen hemen hepsinde olduğu gibi tamamen göstermelik ve toplumu kandırmaya dönük maddeler içeriyor. 5 partinin üzerinde anlaştığı rapor çöpe atılıyor ve atanmış bakanların, rant sahiplerinin istekleri yerine getiriliyor ki bu açıkça meclisin bir iradesinin olmadığının göstergesi. Bu durum aslında uzun zamandır ülkeye nüfuz etmiş baskıcılığın, hukuksuzluğun, anti-demokratik uygulamaların sonuçlarından sadece biri.

Melike Özdemir Ballı: Eylemlerden daha önceki yıllarda sonuç almış ve sesimizi duyurmuştuk aslında, ama sanırım artık sesimizi duymaları bir şey ifade etmiyor. O kadar çok konuştuk, o kadar çok anlattık, o kadar çok yazılı belge ve videolar teslim ettik ki… Sesimiz ve taleplerimiz çok net ve ortaktı. Yapılması gerekenler çok açıktı. Eksikleri olmakla birlikte 5 partinin üzerinde uzlaştığı, altına imza attıkları tavsiye niteliğindeki Araştırma Komisyonu Raporu alınıp direkt yasa metnine dönüştürülseydi hayvan hakları mücadelesi çok ciddi bir başarı elde etmiş, hayvanlara borçlu olduğumuz adalet bir nebze de olsa sağlanmış olacaktı. Ancak bunun yerine verilen emek ve mücadele görmezden gelinerek bakanlık bürokratlarının görüşlerini yansıtan, hayvanlardan çıkar elde eden grupları “üzmeyecek”, onları teşvik edecek şekilde bir yasa çıkarılması tercih edildi.

Hülya Yalçın: Eylemlerimiz ve tüm protestolar belli ki öylece film izler gibi seyredilmiş Ankara tarafından. Umurlarında bile olmadığından eminiz artık. Oy ve ekonomik potansiyeli olmayan hiçbir şeyin değeri yok bu siyasette. Adalet, yaşama hakkı, medeniyet falan altı boş hamasi laflar gibi elimizde kaldı. Fazla beklentimiz olmuş bu sistemden aslında. Aralarından birkaçının evinde köpek, kedi var diye “Koruma reflekslerimiz aşağı yukarı aynı, artık sokağın da daha farkındalar” diye düşünmüşüz. Yanılmışız. Bundan sonraki mücadelemiz daha da sertleşecek. Fiili şiddet anlamında demiyorum ama siyasilerin de ötesine geçmemiz gerekecek. Çünkü hayvan sömüren tarafın eli çok “pis”. Yani kelimenin tam anlamıyla pis. Kan var, hırsızlık var, sahtekarlık var, rant var. Ama hayvanların da bize ihtiyacı var. Elimizde ne varsa onunla devam diyoruz kısacası.

“SONUÇLARIN NE KADAR KORKUNÇ OLABİLECEĞİNİ UYGULAMA YÖNETMELİĞİ BELİRLEYECEK”

Getirilen düzenlemelerin, mobil kısırlaştırma yolu ile ihlalleri devam ettirmesi, toplatılan hayvanların bilinmeze gönderilmesi, şikâyet şartının ihlalleri görünmez kılması gibi tehditleri taşıması yanında cezasızlığın önüne geçmediği söylendi. Biltekin, Özdemir Ballı ve Yalçın’a göre yasanın oluşturabileceği sorunları aslen Uygulama Yönetmeliği belirleyecek.

Yasa şu hali ile ne gibi sorunlara sebep olabilir?

Fatma Biltekin: Aslında sonuçların ne kadar korkunç olabileceğini Uygulama Yönetmeliği belirleyecek. Çıkacak yönetmelik ile evdeki hayvan sayısına karışabilecekler ya da 25 bin nüfusun altındaki yerlerde belediyeler hayvanları toplayıp en yakın bakımevine götürecek ve böylece yasal olarak tüm hayvanları toplayacak, bilinmeze gönderebilecekler. Şikâyet şartı ise en büyük problemlerden biri olacak gibi görünüyor çünkü uygulamada sokakta yaşayan hayvanların yaşadığı ihlaller cezasız kalacak.

Melike Özdemir Ballı: En başta doğal yaşam parkları ifadesini çok tehlikeli bulduğumu söyleyebilirim. Çünkü tüm hayvanları kapsayacak şekilde bir düzenleme getirildi ve hangi amaçla açılacağı tam olarak belli değil. Ayrıca yönetmelik ile de evde yaşayan hayvan sayısına sınırlama getirilmesi ihtimali var. “Sahiplenilerek bakılan hayvanların çevreye verecekleri zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirler Bakanlıkça yönetmelikle belirlenir” denilerek birçok alanda olduğu gibi Bakanlık’a geniş bir takdir yetkisi bırakıldı.

“Geçici üniteler” adı altında mobil kısırlaştırma yoluyla yaşanan ihlaller devam edecek, nüfusu 25.000’in altında olan yerlerde hayvanlar tedavi, kısırlaştırma gibi işlemler için en yakın bakımevine götürülecekler. Bu madde maalesef nakilde ölümlere, ormanlara atmaya zemin hazırlayacak. Oysa insan değil hayvan popülasyonunun dikkate alınması gerektiğini dile getirmiş ve her ilçede tedavi ve kısırlaştırma merkezlerinin kurulmasını, 7/24 açık, nöbetçi veteriner hekimlerin ve teknikerlerin olduğu, gerekli teçhizatların yer aldığı hayvan hastanelerinin kurulmasını talep etmiştik.

Elbette uygulamadaki çok ciddi sorunlardan biri Tarım ve Orman Bakanlığı Müdürlükleri’nin Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmadığı her ihlalin cezasız kalması olacak. Ayrıca failler yargılama ardından ceza alsa bile birçok olayda ellerini kollarını sallayarak, “bu kadar avukat ne yapıyorsunuz burada, sanki insan öldürdük” diyerek, hatta bazen utanmadan yüzümüze bakıp gülerek adliyeden çıkıp gidecek, topluma karışacak. Biz yine ıslah edilmeyen; caydırıcı yaptırımlarla karşılaşmayan; kadına, çocuğa, hayvana, insana şiddet uygulayan, öldüren, işkence ve tecavüz edenlerle birlikte yaşamaya devam edeceğiz.

Hülya Yalçın: Henüz Uygulama Yönetmeliği’ni görmedik, asıl korkunçluk orada gösterecek kendisini. Çünkü kanun temel başlıkları belirledi sadece. Detaylar ve görevli yetkili kurumlarla ilgili tüm düzenlemeler yönetmelikle gelecek. Kanunun metninden onu da anlamak zor değil. En büyük sorunumuz, topluma “iyi bir yasa” diye sunulan ve bazı hukukçuların bile maalesef, anlaşılmaz bir saflıkla(!) diyelim, ayakta alkışladığı bu metin bizi her yerde çok zorlayacak. Örneğin, hukukçular kilitlenecek; “böyle iyi bir yasa var neden sonuç alamıyoruz” diye. Bunun önünü almak için yasadan önceki son protesto eyleminde üstüne basa basa söyledik bu yasa kabul edilemez, el kol bağlanır, diye. Şikâyet süreci, delillendirme, derneklerin ve kişilerin müdahaleleri, eğer kanun metnine bakarsak sıfır etki düzeyinde kalıyor. Kaldı ki muhakeme süreci (mahkeme, dava açılması) daha da uzak görünüyor.

Yasanın başlık tanımları çok şirin geliyor bilmeyen birinin kulağına. Zaten ilk maddelere bakın, “hayvanların rahatı, sağlığının korunması, yaşam koşullarının iyileştirilmesi” gibi tumturaklı güzel cümlelerle, sanki hayvanların ülkenin en önemli değeriymiş gibi yansıtıldığı cümlelerle dolu. Bilmeyen “bu ne kadar güzel kanun”, der. Uygulamaya geldiğinde yani korumak için yola çıkıldığında nasıl işe yaramaz halde olduğunu, hiçbir kurumu harekete geçiremediğini, sorumlu gösterilen kurumların cezalandırılmadan nasıl korunduğunu da bizler görüyoruz. Zorluk çift taraflı maalesef. Hem kurumlara karşı süren mücadele hem bu mücadelenin topluma doğru şekilde anlatılabilmesi önemli.

“SON HAYVANA KADAR MÜCADELE SÜRECEK”

Eğitim çalışmaları, sosyal medya kullanımı ve eylemlerin önemine işaret eden hayvan hakları aktivistleri; hak bilincine kavuşmanın elzem olduğuna, hayvan düşmanlığı içerisindeki gruplarla diyalog kurmanın, “yaşamdan yana ortak noktaları bulmanın” gerekliliğine dikkat çekti.

Bundan sonra sizler neler yapacaksınız? Bizler neler yapmalıyız?

Melike Özdemir Ballı: Biz yine vazgeçmeden her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Yasaya dair yapılabilecek ne varsa zorlayıp daha iyisi için çabalıyoruz. Bu süreçte toplumu bilinçlendirmeye devam etmek bence en önemli konu. Yasalar ve adaletsiz düzen bu şekilde değişecek. Eğitim çalışmalarına hız kesmeden devam edeceğiz. İnsanların bilinçlenmesi, hayvanlara ve doğaya yaptıklarının farkına varması gerekiyor. Eğitim çalışmaları, yayınlar, sosyal medya, eylemler ve güçlü bir sivil toplum hareketi şart. Doğru kişilerle, doğru şekilde hareket ettiğinizde başaramayacağınız hiçbir şey yok. Bireysel olarak da verilen her bir emek çok kıymetli ancak hep birlikte mücadele edersek başarıya daha hızlı ulaşabiliriz. Sizler de yapılan çalışmalara destek olabilir, proje ve fikirler üretebilir, eğitim çalışmalarına katılabilir ve ardından kendi çevrenizi bilinçlendirebilirsiniz. Bir ihlalle karşılaşıldığında ne yapılacağını bilmek, hem kendi haklarının hem de hayvanların haklarının bilincinde olmak çok önemli. Hep söylediğim bir şey var: bir zamanlar insan köleliği de yasaldı ama mücadele edenler kazandı. Biz de elbet kazanacağız. Tek fark, kendimiz için değil onlar için mücadele ediyor olmamız.

Hülya Yalçın: Biz HAD (Hayvanlara Adalet Derneği) olarak eğitim çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yıllar içinde net olarak gördük ki çocuklara ve eğitim sürecindeki gençlere “hak bilincini”, öteki canlıların yaşam hakkının da bizimki kadar değerli olduğunu mutlaka anlatmak gerekiyor. Bunun güzel geri dönüşlerini alıyoruz ama zaman gerekli tabii, hemen olmuyor. Hukukçu kimliğimizle yaptığımız hayvan hakları eğitim sürecini çok önemsiyoruz. Çünkü hak arayan kişilerin özellikle “hayvanların da hakları için” sahada olmaları iyi bir örnek teşkil ediyor.

Bir diğer planımız, yasanın yeni metninde geçen kurumlarla irtibata geçerek henüz ilk örneği oluşmamış konulardaki yöntemlerini ve süreci birinci ağızdan öğrenmek. Tarım İl Müdürlükleri başta olmak üzere karakollar ve savcılıklarla da görüşeceğiz. Bir başka başlığımız da köpekler. Neredeyse 2004 yılı ve hatta daha öncesinden beri tüm faaliyetler köpekler üzerinden dönüyor. O garipler yere göğe sığdırılamadı. Yeni yasa metninde de uzun vadede dolaylı olarak yok edilişleri planlanmış. Hatta kurnazca bir yöntemle çip zorunluluğu iyi bir adımmış gibi getirilerek (bu ihtiyari olarak faydalı olabilir, ayrıca belirtelim) vahşi toplama süreçleri başlatılacak; bunun önünde bir engel görünmüyor.

Bir önemli konumuz da köpekleri istemeyen, özellikle köpek düşmanlığı yapılan yerlere giderek o gruplarla görüşmek olacak. Çünkü onlar orada düşman, biz burada karşıt; ortada köpekler perişan oluyor. Üstlerinde bir de devlet ölümleri cabası. Bu kişilerin genellikle hayvanseverlere olan tepkilerinin hayvanlara yöneldiğini yıllar içinde gördük. Ancak hayvanları koruyabilmemiz için yaşamdan yana ortak noktaları bulmak zorundayız. Yeni yasa metni üzerinde aralıksız çalışıyoruz. Diğer kanunlarla ilişkileri, hukuk teknikleri ve uygulamada açabileceğimiz gedikleri tespit ediyoruz. İllaki bir yolu varsa onu bulmak zorundayız. Olmayan yolları bir şekilde ana uygulamaya bağlamak zorundayız. Hep dediğimiz gibi, son hayvana kadar mücadele sürecek elbette.

(Bu yayın, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi’ne aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.)

Past and Present of Animal Protection Law

Animal rights activists Fatma Biltekin, Melike Özdemir Ballı, and Hülya Yalçın commented on the new amendments made in the Animal Protection Law.

dokuz8 Haber / 16.08.2021 /  İLKE CAMBAZOĞLU

We talked with Fatma Biltekin from the Animal Rights Monitoring Center (HAKİM), Lawyer Melike Özdemir Ballı and Lawyer Hülya Yalçın from the Animal Justice Association (HAD), about the new amendments made in the Animal Protection Law, the fights against the law, and how this fight can be maintained.

Animal rights activists underlined that the proposals that guarantee the rights and freedoms of animals have been ignored and that deterrent sanctions have not taken place since the law was enacted in 2004, and now that the latest amendments are also insufficient. Despite the consensus reached in the Animal Rights Research Commission, which was established as a result of the joint work of the 5 parties in the parliament, it was emphasized that we are faced with a regulation that ignores the commission’s report.

1- Animal rights law has been finally passed, but the result has not been satisfactory. However, animal rights activists have been fighting for this law for years. Would you like to briefly talk about the history of the fight against it?

Fatma: The first law on animal rights in Turkey was the Animal Protection Law No. 5199, enacted in 2004. Although this law was insufficient, it included provisions for the benefit of animals, but was not implemented for 17 years. A proposal to amend the law was prepared in 2011; this proposal included items that would cause the animals living on the streets to be confiscated and sent to the unknown. It was withdrawn due to the reactions, until 2014… The proposal was discussed and accepted in the Environment Commission in 2014, but it never came to the general assembly due to the reactions. The proposal prepared by the Ministry of Justice in 2018 was unbelievable. There were unacceptable articles such as ‘2000 TL fine for raping an animal’, and this proposal was withdrawn again after the reactions. In 2019, the Parliament’s Animal Rights Research Commission was established; the commission published an advisory report containing articles in favor of animals. When it was 2021, AKP ignored this report and enacted this law, which was not much different from the previous proposals.

Melike: There has been a fight for years to remove animals from the status of property, to hand over their rights to them, to bring about a change in consciousness in the society and to end this unjust order. Even though the law has been enacted, this fight continues with everyone who rejects slavery and the system of exploitation, and who stands for life, rights, and freedom. If we look at the history, there is an Animal Protection Law in Turkey that came into force in 2004. Although this law brings some positive regulations, it is insufficient, not implemented, does not contain deterrent sanctions, ignores many animal species, regulates how animals should be killed and how they can be tortured in experiments. While we have been telling for years that this law should be changed and that the rights and freedom of animals should be legally guaranteed, we have always been faced with draft laws that do not include deterrent sanctions and that will lead to the death and isolation of animals. Relentlessly, for years, we opposed to every regulation that would be brought against animals, we took actions, we went to the parliament; met with deputies, bureaucrats, ministers, and all authorized persons and expressed our demands, presented pages of documents, had videos watched, and fought for the violation of rights to be noticed and for this system to come to an end. In 2019, we had some hope thanks to the report, which came out with the joint work and signature of the 5 parties in the Parliament after the establishment of the Animal Rights Research Commission of the Grand National Assembly of Turkey. However, now we are faced with a law that does not contain deterrent sanctions and that ignores our efforts, and more importantly many animals. We continue to fight against a regulation that was released in the middle of a night inadequately, while everything was ready to show an exemplary law for the world the parties agreed upon; because animals cannot wait for another 17 years and not even another day.

Hülya: We have an Animal Protection Law, which has come into force in 2004 and which is extremely inadequate except for a couple of articles that we think are well-intentioned. Over the years following its release, we realized how unusable and human-centered the law has been, and then we started to stand for our demands for the new regulations. Until 2021, there were multiple regulatory texts that remained obsolete many times. We had discussions that lasted months each time. We discussed all the details with deputies from all parties, bureaucrats, and officials from all levels. Unfortunately, the staff changed constantly and we progressed by starting from scratch each time. Finally, in 2019, we were more hopeful than ever when the Parliament’s Animal Rights Research Commission report emerged, in which the common will of all political views in the parliament was reflected. Because we naturally thought that if everyone agreed, there would be no one to object to this report. Unfortunately, a completely different regulation, which we started to receive the first signals of before the ministerial meeting, entered into force with the Official Gazette dated July 14. Despite all this work, all reasonable and feasible demands and efforts, instead of a good “protection” law, unfortunately, we are left alone with the law numbered 5199, which is far behind the expectations, hardly mentioning punishment, trying to defend itself with the sentence that (some of) animals have been removed from the status of property.

“ANIMAL ABUSE CONTINUES”

Underlining that the prison sentence brought by the new regulations is only for show off, lawyers Özdemir Ballı and Yalçın pointed out that these sentences are deferred and can be converted into money. Citizens’ right to complain is not recognized; perpetuating the “property” status of animals. It was emphasized that the regulations that condone their sale, closure, killing, and use in experiments are far from protecting the rights of all animals, including humans.

2- The amendment made to the Animal Protection Law and the Turkish Penal Code was published in the Official Gazette on 14 July. What changes are there in the new law?

Melike: Although the new regulation claims that animals will no longer be seen as goods but as living beings; they will continue to be bought and sold as goods, to be taken captive, to be tortured in experiments, to be used in phaetons, to be carried through cargo, to be killed for reasons such as hunting-food-fur for human’s interests. In short, nothing has changed for many animals and our demands have been ignored. The introduction of prison sentences with the new regulation is undoubtedly a very positive change, but these penalties do not act as a deterrent; they can be postponed and converted into cash. Moreover, in order for the perpetrator to be punished, it is required that the provincial or district directorates of the Ministry of Agriculture and Forestry make a written application to the Office of the Chief Public Prosecutor – except the cases of in-the-act. This regulation, which will take away our constitutional rights and cause many acts to remain unpunished in practice, was introduced in order not to create a workload for the courthouses; and we absolutely do not accept this regulation.

The authority to identify dangerous animals was given to the Ministry, and even the feeding of these animals was added to the prohibited acts. We do not yet know what other violations of rights we will encounter in the Implementation Regulation.

It is forbidden to keep cats and dogs in pet-shops, but the sale of animals such as birds and fish will continue. Cats and dogs will continue to be sold at production sites by being selected over the catalog just like an item. If animals had been removed from the status of property, they should have banned the production and sale of animals, and abolished all regulations that made them property, but on the contrary, with last-minute motions, it was even possible for animals to be enslaved by everyone. Real or legal persons will be able to establish captivity and exploitation centers under the name of natural life park. I will never understand the logic of detaching an animal from its natural life and confining it to areas called natural.

Hülya: The presentation sentence of this law was “We introduced a prison sentence, we removed the word “ornament”, we passed a law which makes animals living things, not property”. These sentences, which most animal lovers welcome with great joy, are actually far from reality and are just showcase sentences. After less than a month, everyone started to understand. If the animals are to be accepted as “living beings” and protected, why are they being sold from the catalogue? Why are some animals killed in slaughterhouses? Why are some animals used for human prey killings? Why will so many animals continue to die on the experimental tables? Here are just a few of the questions that come to mind. According to our country’s legal system, prison sentence turned out to be a difficult process and a very extreme practice. What is important is not the “name” of the act or the animal, but the criminal definitions; how to apply it will depend on the compelling conditions. We see that these are not clear in the text of the law. Our biggest demand was to make a regulation in which a citizen on the street could easily initiate the legal process. A completely opposite definition of complaint and process emerged with this law. What we are left with are the regulations made in the definitions of “pet, ornamental animal, owned animal, non-owned animal”. They also do not have a function in basic protection applications. We are now working on how we can operate an animal protection process by considering the general legal rules within the text of the law, which is full of these impossible things. It will benefit animals if we all learn and internalize these processes quickly.

“THE LAW IS FOR SHOW ONLY”

Activists, who agreed that the latest amendments to the Animal Rights Protection Law serve profit groups rather than animals, stated that the actions taken were ignored for the sake of “not upsetting” those who benefit from animals. It was argued that the changes were made according to the opinions of bureaucrats, not according to the reports prepared.

3- After the law was discussed in the general assembly, calls were made for the president to veto it, actions were taken, but despite all efforts, the law did not change in favor of animals. Despite all these pressures, why was the law changed in this way?

Fatma: There was a fight for years and there was a public pressure, but the legislators didn’t really care about this. The law clearly protects those who get income from animals and does not deal with the rights of animals in any way; as in almost all the laws released in recent years, it contains articles that are totally for show and aimed at deceiving the society. The report that the 5 parties agreed on is thrown away and the wishes of the appointed ministers and unearned income holders are fulfilled, which is a clear indication that the parliament does not have a will. This situation is actually just one of the results of oppression, lawlessness and anti-democratic practices that have permeated the country for a long time.

Melike: We actually got results from the actions in the previous years and made our voice heard, but I guess it doesn’t mean anything for them to hear our voices anymore. We talked so much, we told so much, we delivered so many written documents and videos… Our voices and demands were very clear and mutual. It was very clear what had to be done. Although it has shortcomings, if the Research Commission Report, which is a recommendation on 5 parties have agreed and signed, had been taken and converted directly into the text of the law, the fight for animal rights would have achieved a very serious success, and the justice we owe to animals would have been achieved to some extent. However, instead of ignoring the effort and fight, it was preferred to enact a law reflecting the views of the ministry bureaucrats, in a way that would not “upset” and encourage groups that derive benefit from animals.

Hülya: Our actions and all the protests were obviously followed by Ankara as if they were watching a movie. We’re pretty sure they don’t even care now. Anything without votes and economic potential has no value in this politics. Justice, the right to live, civilization, etc., remained in our hands like an empty talk. In fact, we had too many expectations from this system. We thought, “our protection instincts are more or less the same, now they are more aware of the street” because a few of them have dogs and cats in their house. We were wrong. Our next fight will be tougher. I don’t mean in terms of actual violence, but we will have to go beyond the politicians. Because the hand of the animal exploiter is very “dirty”. It is literally filthy. There is blood, there is theft, there is fraud, there is unearned income. But animals need us too. In short, we will continue with what we have.

“IMPLEMENTATION REGULATION WILL DETERMINE HOW HORRIFIC THE RESULTS CAN BE”

It was said that the introduced regulations carry threats such as continuing the violations through mobile spaying, sending the recalled animals into the unknown, making the violations invisible through complaining condition, and not preventing impunity. According to Biltekin, Özdemir Ballı and Yalçın, the Implementation Regulation will determine the problems that the law may create.

4- What kind of problems can the law cause in its current state?

Fatma: In fact, the Implementation Regulation will determine how direct the consequences can be. With the regulation to be issued, they will be able to interfere with the number of animals in the houses; or in places with a population of less than 25 thousand, municipalities will collect animals and take them to the nearest nursing home, thus legally collecting all animals and sending them to the unknown. The complaint requirement seems to be one of the biggest problems because in practice, violations of street animals will go unpunished.

Melike: First of all, I can say that I find the term natural parks very dangerous. Because an arrangement has been made to cover all animals and it is not clear for what purpose they will be launched. In addition, there is the possibility of limiting the number of animals living in the houses with the regulation. A wide discretion was left to the Ministry, as in many other areas, by saying, “Measures to prevent harm and discomfort caused by the animals that are kept to the environment are determined by the Ministry with a regulation”. Violations through mobile spaying under the name of “temporary units” will continue, and in places with a population of less than 25,000, animals will be taken to the nearest nursing home for treatment and spaying. Unfortunately, this substance will pave the way for deaths in transport and dumping into forests. However, we stated that the animal population, not the human population, should be taken into account, and we demanded the establishment of treatment and sterilization centers in every district, and animal hospitals that are open 24/7, with veterinarians and technicians on duty and equipped with the necessary equipment.

Of course, one of the very serious problems in practice will be the impunity for every violation that the Ministry of Agriculture and Forestry Directorates do not report to the Office of the Chief Public Prosecutor. In addition, even if the perpetrators are sentenced after the trial, they will leave the courthouse and mingle with the society by waving their arms in many cases, saying, “What are so many lawyers doing here, it’s like we killed people”, and sometimes even looking at us without shame and laughing. We will continue living with those who will not be faced with deterrent sanctions and who abuse, kill, torture and rape women, children, animals and people.

Hülya: We haven’t seen the Implementation Regulation yet, the real horror will show itself there. Because the law only determined the main topics. Details and all regulations regarding the authorized institutions will come with the regulation. It is not difficult to understand it from the text of the law. Our biggest problem is that this text, which is presented to the society as a “good law” and which even some lawyers, unfortunately, is applauding with an incomprehensible naivety(!), will challenge us everywhere. For example, lawyers will be confused as; “There is such a good law, why can’t we get results?”. In order to prevent this, we said emphatically in the last protest action before the law was enacted that this law is unacceptable and hands are tied. The complaint process, the evidence, the interventions of associations and individuals remain at the level of zero impact if we look at the text of the law. Moreover, the trial process (court, litigation) seems even more distant.

The title definitions of the law sound very cute to the ear of someone who does not know the reality. Look at the first article, it is full of beautiful phrases such as “comfort of animals, protection of health, improvement of living conditions”; sentences that reflect animals as if they are the most important value of the country. The ignorant says, “What a beautiful law this is”. We also see how it is useless when it comes to implementation, that is, when it is set out to protect it, that it cannot mobilize any institution, and how institutions that are held responsible are protected without punishment. The difficulty is two-sided. It is important to continue the fight against the institutions and also correctly explain this fight to the society.

“FIGHT UNTIL THE LAST ANIMAL”

Animal rights activists pointing out the importance of educational work, use of social media and actions pointed out that it is essential to raise awareness of rights, to establish a dialogue with groups that are hostile to animals, and to “find common points in favor of life”.

5- What will you do next? What should we do?

Melike: We will continue to fight in every field without giving up. We are trying to push whatever can be done about the law and strive for the better. In this process, I think the most important issue is to continue to raise awareness of the society. This is how laws and the unjust order will change. We will continue our training activities without slowing down. People need to be conscious and aware of what they are doing to animals and nature. Educational studies, publications, social media, actions and a strong civil society movement are essential. With the right people, there is nothing you cannot achieve when you act in the right way. Every individual effort is very valuable, but if we fight together, we can achieve success faster. You can also support the work done, produce projects and ideas, participate in training activities, and then raise awareness of your own environment. It is very important to know what to do when faced with a violation, to be aware of both their own rights and the rights of animals. One thing I always say: human slavery was also legal once, but those who fought won. We will certainly win. The only difference is that we are fighting for them, not for ourselves.

Hülya: We, as HAD (Animal Justice Association), will continue our training activities. Over the years, we have clearly seen that it is absolutely necessary to explain the “consciousness of rights” to children and young people in the education process, that the right to life of other living things is as valuable as ours. We get good feedback on this, but it takes time, it doesn’t happen right away. We attach great importance to the animal rights education process we do with our legal identity. Because those who seek rights are on the field “for the rights of animals too” is a good example.

Another plan of ours is to get in touch with the institutions mentioned in the new text of the law and learn firsthand about the methods and the process on issues that have not yet been the first example. We will also meet with the police stations and prosecutor’s offices, especially with the Provincial Directorates of Agriculture.

Another topic is dogs. Almost since 2004 and even before, all activities revolve around dogs. Those poor animals couldn’t be put on the ground. In the new law text, their indirect destruction is planned in the long term. In fact, wild collection processes will be started by making the chip requirement a good step in a cunning way (this may be optionally useful, we should also mention); there is no obstacle in front of it.

One of our important issues will be to go to places that do not want dogs, especially to places where dogs are hostile, to meet with those groups. Because they do not want dogs there, and we are the opposites here; the dogs in the middle are devastated. Not to mention the state deaths. Over the years, we have seen that the reactions of these people to animal lovers tend to be towards animals. But in order to protect animals, we have to find commonalities in favor of life.

We are constantly working on the text of the new law. We identify the relations with other laws, legal techniques and the gaps we can open in practice. If there is a way, we have to find it. We have to somehow connect the non-existent paths to the main application. As we always say, the fight will continue until the last animal, of course.

Translator: İpek Laçin

(This article has been produced with support from the European Union, as part of the EU’s Sivil Düşün Program. The content’s responsibility solely belongs to Law for Life Initiative and does not reflect the views of the EU.)

Hayvan Hakları Kanunu hayvanları koruyacak mı?

Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun 9 Temmuz’da TBMM Genel Kurulunda görüşülerek kabul edildi, 14 Temmuz’da resmî gazetede yayımlanarak yasalaştı. Peki bu yasa hayvanları koruyabilecek mi? Tabi ki hayır. Yasa hayvanları değil hayvanlar üzerinden gelir elde eden kişileri, sorumluluklarını yerine getirmeyen kamu kurumlarını koruyacak. AKP tüm tepkilere rağmen, yıllardır hayvan hakları savunucularının verdiği mücadeleyi yok sayarak, inatlaşarak çıkardı bu yasayı. Yasanın uygulama yönetmeliği yayınlandığında bazı detaylar netleşecek, bu detayların hayvanlar için iyi sonuçları olmayacağını deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim. Örneğin, kanunun 3. maddesinde bulunan “…sahiplenilerek bakılan hayvanların çevreye verecekleri zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirler, Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” ibaresi ile çıkarılacak uygulama yönetmeliği ile evdeki hayvan sayısına karışabilecekler.

AKP’li milletvekillerinin devrim niteliğinde bir yasa diyerek pazarlamaya çalıştığı bu yasada neler var ve bu yasa gerçekten bir devrim mi ona bakalım. Öncelikle yasada hayvan tanımı bile yapılmadı, oysa Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tavsiye raporu hayvanların duygulu varlıklar olarak tanımlanmasını tavsiye etmişti ancak bu madde yasada diğer komisyon tavsiyeleri gibi kendine yer bulamadı. Yani AKP’li milletvekilleri “hayvanlar mal değil can oldu” derken kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor. “Petshoplarda hayvan satışı bitti” söylemi de büyük bir yalan çünkü sadece kedi ve köpek satışı yasaklandı, sürüngenler, kuşlar, kemirgenler vs.. petshoplarda satılmaya devam edecek. Kedi ve köpek satın almak isterseniz petshoptan katalogdan seçtiğiniz kedi ve köpekleri üretim çiftliklerinden satın alabileceksiniz. Hayvanların üretilmesine, satılmasına izin verip sonra da “hayvanlar mal değil can oldu” diyemezsiniz.

“Sahipli-sahipsiz hayvan ayrımı kalktı, hayvana şiddete hapis cezası geldi” dediler. İşin aslı ise şu; sokakta yaşayan hayvanların yaşadığı hak ihlallerinde eğer suçüstü durumu yoksa halkın şikâyet hakkı elinden alındı. Olay ile ilgili soruşturma açılabilmesi için Tarım Bakanlığı’nın il ve ilçe müdürlükleri tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuru yapılması gerekiyor. Yani açıkça şikâyet hakkımızı elimizden aldılar ve bu hakkı hayvanları birer mal olarak gören Tarım ve Orman Bakanlığı’na verdiler. Cezalarda ise büyük aldatmaca çünkü hayvan öldürmeye 6 aydan 4 yıla, tecavüz ve işkenceye 6 aydan 3 yıla, hayvan dövüştürmeye (geleneksel olanlar dışında) 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. Ancak Türkiye’de 3 yılın altındaki cezalar ertelenebiliyor bu yüzden uygulamada failler hapis yatmayacak.

“Hayvanat bahçeleri, yunus parkları ve sirkler yasaklandı” açıklaması gerçeği yansıtıyor mu bir de ona bakalım.  Yunus parkları kapanmıyor aksine bu tesisler yeni çıkarılacak bir yönetmelik ile yasallaştırılıyor. Türkiye’de yeni yunus parkının açılmasına izin verilmezken mevcut 10 yunus parkı kapatılmıyor. Mevcut tesislere yeni hayvan getirmek, var olan tesisi büyütmek, tesisi devretmek yasak. Ancak eğer bu yasaklar delinirse bu işkencehanelere hayvan başına 25 bin TL ceza kesilecek, bu ceza yunus parkı sahipleri için ödül sayılır. Yunus parklarının 10 yıl içinde kapanacağı ibaresi de genel kurulda eklendi. Komisyon raporu bu 2 yıl içinde kapanmalarını tavsiye etmişti ancak AKP 10 yıl daha bu işkencenin devam etmesini kabul etti.

Hayvanat bahçelerinin ismini “doğal yaşam parkı” yaptılar. Yasaya “Gerçek veya tüzel kişiler, hayvanların etolojisine ve habitatına uygun, serbest dolaşımlarına imkân sağlayan doğal yaşam parkları kurabilir.” ibaresi eklendi. Biz Türkiye’deki doğal yaşam parklarının hayvanat bahçelerinden hiçbir farkı olmadığını biliyoruz. Kaldı ki 2021 yılında hayvanların hala sergilenebilen şeyler olarak görülmesini kabul etmemeliyiz. Hayvanlar duyguları olan, hissedebilen bireylerdir.

Türkiye’de sirk kurulması yasaklandı. Başta ne güzel bir düzenleme diyebilirsiniz ancak Türkiye’de hayvanlı sirk olmadığını ve bu sirklerin yurtdışından geldiğini, yasa yapıcıların bunu bildiğini öğrendiğinizde düzenleme kulağa o kadar da iyi gelmiyor. Tehlikeli olarak tanımlanan hayvanlar ile ilgili yapılan düzenleme de tatmin edici değil. Tehlikeli ırkları bakanlık belirleyecek. Bakanlık bir liste oluşturacak ve bu liste belirli dönemlerde yenilenecek mi? Bu listeyi oluşturmak için bir kurul mu kurulacak? Bu kurulda kimler olacak? Bu hayvanlar neye göre belirlenecek? Bu konular ile ilgili bir detay yok. Eğer bakanlık bir liste oluşturup bu listeyi düzenli olarak güncellerse tehlikeli olarak tanımlanan hayvanların sayısı artabilir.

Bu belirsizlik dışında belli olan detaylar ise şunlar: Tehlikeli ırk olarak tanımlanan bir hayvan ile yaşıyorsanız 6 ay içinde bu hayvanları kimliklendirdiğinizde, ağızlık takarak kalabalık olmayan yerlerde gezdirdiğinizde hayvanlar sizinle birlikte kalabilecek. Ancak barınaklarda halihazırda ömür boyu hapse mahkûm edilen ve ailesi olmayan yasaklı ırklar aile yanına yuvalandırılamayacak ve yaşadıkları zulüm devam  edecek.

Belediyelere yaptırım yok, hayvan terk etmenin cezası 2000 TL, geleneksel olarak hayvan dövüştürmek serbest, avcılık, havai fişekler, kürk çiftlikleri, faytonlar, deney merkezleri ile ilgili hiçbir düzenleme yok. Bu yasa da elbette devrim niteliği taşımıyor, aksine AKP’nin çıkardığı pek çok yasa gibi hiçbir sorunu çözmüyor aksine uygulamada çıkacak olan problemler hayvanların yaşadığı hak ihlallerini artıracağa benziyor.

(Bu yayın, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi’ne aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.)

Will the Animal Rights Law Protect Animals?

Animal Protection Law and the law on the Amendment of Turkish Penal Code were agreed on July 9, and became law after being published in the official gazette on July 14.

Animal Protection Law and the law on the Amendment of Turkish Penal Code were agreed after the discussion at the General Assembly of the Grand National Assembly of Turkey on July 9 and became law after being published in the official gazette on July 14.

Well then, will this law protect animals? Of course not. The law will not protect the animals but the people who earn money through animals and public institutions that do not fulfill their responsibilities. Despite all the reactions, the ruling party AKP enacted this law stubbornly, ignoring the years of struggle of animal rights defenders. Some details will become clear when the implementing regulation of the law is published. However, I can tell from my experience that these details will not have good results on animals. For example, the law will be able to interfere with the number of animals in the houses with the implementation regulation to be issued via the phrase in article 3 of the law, “…precautions to prevent harm and disturbance by adopted animals to the environment are determined by a regulation to be issued by the Ministry.”

Let’s check now what this law covers, which AKP deputies are trying to market by calling it a revolutionary law, and whether this law is really a revolution.

First of all, there is not even the definition of animal in the law, whereas according to the recommendation report by the Parliament’s Animal Rights Research Commission, it was recommended to define animals as sentient beings; but this article did not find a place in the law like the other recommendations of the commission. In other words, AKP deputies are misinforming the public when they state that “animals are not property but living beings”.

The statement that “the sale of animals in pet shops is over” is also a big lie, because only the sale of cats and dogs is banned however reptiles, birds, rodents, and others will continue to be sold in pet shops. If you want to buy cats and dogs, you will be able to buy them through breeding farms by choosing them from the catalog provided by the pet shop. You cannot allow animals to be produced and sold and then call it “animals are not property, but they are living beings”. AKP informed the public as “The distinction between adopted and not adopted animals do not exist anymore, and prison sentence will be given for animal cruelty.” However, the fact of the matter is that if there is no red-hand in the violations to the rights of stray animals, the right to complain has been taken away from people. In order to initiate an investigation for the incident, a written application must be made to the Office of the Chief Public Prosecutor by the provincial and district directorates of the Ministry of

Agriculture and Forestry. In other words, they have taken away our right to complain and given this right to the Ministry of Agriculture and Forestry, which sees animals as property. Penalties, on the other hand, are a great deception because killing animals can be punished with imprisonment from 6 months to 4 years, rape and torture from 6 months to 3 years, and animal fighting (other than traditional ones) from 3 months to 2 years. However, sentences under 3 years can be postponed in Turkey, so in practice, the perpetrators will not actually go to jail.

Let’s see whether the statement “Zoos, dolphin parks and circuses are banned” reflects the truth:Turkey’s intensive care treatment begins as of next week in struggle against coronavirus

Dolphin parks will not be closed, on the contrary, these facilities will be legalized with a new regulation. While opening of new dolphin parks is not allowed in Turkey, the existing 10 dolphin parks will not be closed either. It is forbidden to bring new animals to the existing facilities, to enlarge the existing facility and to transfer the facility. However, if these prohibitions are violated, a fine of 25 thousand Turkish Liras per animal will be imposed on these torture houses, which can be considered like a reward for the dolphin park owners. The statement that the dolphin parks will be closed in 10 years has also been added by the general assembly. The commission report recommended that these parks should have been closed within 2 years, however AKP accepted that this torture would continue for 10 more years.

They have changed the name of the zoos to “natural life parks”. The phrase “Real or legal persons can establish natural life parks suitable for the ethology and habitat of animals and allowing their free movement.” has been added to the law. We know that natural life parks in Turkey are no different than zoos. Moreover, we should not accept that animals are still seen as exhibits in 2021. Animals are individuals who have emotions and can feel.

The establishment of circuses has been banned in Turkey. You might think at first what a nice arrangement that is, however when you learn that there is already no animal circus established in Turkey, that these circuses come from abroad, and that the lawmakers know this very well; the arrangement does not sound that good.

The regulation regarding animals which are defined as dangerous is also not satisfactory. Dangerous breeds will be determined by the ministry. Will the Ministry create a list, and will this list be renewed periodically? Will a board be formed to create this list? Who will be on this board? How will these animals be determined? There are no details about these issues. If the ministry creates a list and updates it regularly, the number of animals identified as dangerous may increase.

Apart from this uncertainty, the details that are clear are as follows: If you live with an animal that is defined as a dangerous breed, the animals can stay with you on the condition that you provide ID for these animals within 6 months, and you wear them a muzzle and walk in uncrowded places. However, these banned breeds who are already sentenced to life imprisonment in shelters and do not have a family, will not be able to be adopted and their persecution will continue.

There are no sanctions on municipalities; the penalty for abandoning pets is 2000 Turkish Liras; traditional animal fighting is free; there are no regulations regarding hunting, fireworks, fur farms, phaetons, and animal testing. Of course, this law is not revolutionary, on the contrary, it does not solve any problems just like the many other laws enacted by the AKP. Instead, the problems that will arise in practice seem to increase the rights violations experienced by animals.

Volunteer for Law for Life Initiative – Coordinator of Animal Rights Monitoring Committee

Fatma Biltekin

Translator: İpek Laçin

This article has been produced with support from the European Union, as part of the EU’s Sivil Düşün Program. The content’s responsibility solely belongs to Law for Life Initiative and does not reflect the views of the EU.

Basın Açıklaması: Yaşam İçin Yasa İstiyoruz!

27.05.2021

BASINA VE KAMUOYUNA,

Hayvan hakları savunucuları olarak yıllardır hayvanlar lehine bir yasanın çıkması için mücadele ediyoruz ancak yasa koyuculardan gelen her bilgi hazırlanan yasanın hayvanlar için zulüm ve ölüm demek olduğunu gösteriyor. Her fırsatta hayvanların yanında olduğunu söyleyen yasa koyucular aldıkları kararlar ve yaptıkları açıklamalar ile sürekli kendileriyle çelişiyor. Ekim 2019’da Meclis Başkanlığı’na sunulan Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tavsiye raporunun üzerinden 1,5 yıldan fazla süre geçti ama ortada hala bir taslak, hala hak temelli bir yaklaşım yok. Basına verilen demeçler beş siyasi partinin üzerinde anlaştığı, bizlerin geliştirilmesi gerektiğini düşündüğümüz raporun çok çok gerisine düşüldüğünü gösteriyor. 

Madem bu rapor dikkate alınmayacaktı, bu komisyon neden kuruldu? Neden bir tavsiye raporu yayınladı? Tavsiye kararları yayımlandığından beri AKP hayvan istismarından gelir elde edenlere imtiyazlar, destekler verirken hayvan hakları savunucularını görmezden gelmeye devam ediyor.

-2020 Şubat ayında “Ev ve süs hayvanlarının üretim, satış, barınma ve eğitim yerleri hakkında yönetmelik”te değişiklik yapıldı. Gıda üretilen yerlerin yanında bu tesislerin açılmasına izin verildi. “Aynı türden dahi olsa, birbirine zarar verebilecek hayvanlar bir arada tutulamaz” şartı kaldırıldı. Üretim ve satış yapılacak tesislerin kuruluşu için istenen belgeler azaltıldı. Ticaret ürünü olarak pazarlanan hayvanlar açısından her şey daha kötüye giderken, pet shop sahipleri ve hayvan üreticileri ihya edildi.

-Haziran 2020’de Kara Avcılığı Kanunu’nda değişiklik yapmayı amaçlayarak avcıların işini kolaylaştırmak istediler. Değişiklik, “bazı hayvanların bilimsel yönden araştırılması, insana veya mala zarar verenlerin avlatılması, diplomatlar, uluslararası kuruluş temsilcileri veya devlet misafirleri gibi üst düzey temsilcilere gerektiğinde ücretsiz av yaptırabilmesine yönelik düzenleme yapılması amaçlanmaktadır” denilerek gerekçelendirilmişti.

-11 Mart 2021’de AKP, Özlem Zengin’in başkanlığında Mustafa Yel, Yunus Kılıç, Zeynep Yıldız, Serap Yahşi ve Rümeysa Kadak’ın katılımıyla bir toplantı düzenledi. Toplantıya 50’ye yakın hayvan hakları aktivisti katıldı. 8 saat süren toplantıda AKP bizlerle yasa taslağını paylaşmadığı gibi sorularımıza da tatmin edici, ayrıntılı cevaplar vermedi. Şeffaf yürütülmeyen bu sürecin hayvanların lehine sonuçlanması mümkün değil. Biz bu toplantının “bakın sizi ve taleplerinizi dinliyoruz” mesajı verilmek için yapıldığını düşünüyoruz. AKP’ye, kendi tabirleri ile, bizlerin “gazını almak” için yaptığı çalışmaların amacına ulaşamayacağını hatırlatıyoruz. 

-19 Nisan 2021’de ise Resmi Gazete’de KOSGEB destekleri ile ilgili bir Cumhurbaşkanlığı kararı yayınlandı. Buna göre hayvanat bahçeleri, balıkçılık, avcılık, at yarışı ve ne anlama geldiğini bilmediğimiz “spor ve eğlence hayvanlarının” eğitimi gibi faaliyetlerin KOSGEB tarafından destekleneceği ortaya çıktı. Bir yandan ana akım basında mevcut Hayvanları Koruma Kanunu’nu “geliştireceklerini” söylerken, arka planda herkesten habersiz hayvan istismarına devlet desteği çıkarıyorlar. 

Tüm bu gelişmelerin üzerine 13 Mayıs 2021’de, haberde geçen tabir ile, “AKP kurmayları”nın Milliyet’e verdiği röportaj ise bizim için bardağı taşıran son damla oldu.  Milliyet’in haberinde hayvana tecavüzü hâlâ “hayvanla cinsel ilişki” olarak tanımlayan milletvekilleri olduğunu görüyoruz. Bu ifadenin kullanılmasının tamamen bilinçli bir tercih olduğunu biliyoruz çünkü Komisyon raporunun tavsiye kararlarından biri hayvanla cinsel ilişki ifadesinin, “hayvanların cinsel istismarı” ya da “hayvana yapılan cinsel saldırı” olarak değiştirilmesiydi. Bu şekilde tanımlamaları halinde, tavsiye kararına göre, bu fiiller de hapis cezası kapsamına girecekti. Bu demeçte, failler için göze alınamayan hapis cezası, gözden çıkarılan hayvanlar ve şiddet sarmalından kurtarılmayacak olan karanlık bir gelecek görüyoruz. 

Haberde, AKP’li kurmaylar hayvana tecavüz için öngörülen 6 aydan 3 yıla kadar olan hapis cezasının “beyan” esasının soruna dönüşebileceği iddiasıyla revize edileceğini belirtiyor. Türkiye’de 2 yılın altındaki cezalar ertelenebildiğinden, şu durumda bile öngördükleri ceza miktarı ile failler hapis yatmayacak. Çünkü cezanın üst sınırdan verilmesi neredeyse imkansız. Belli ki bu bile yasa koyuculara fazla gelmiş. Soruyoruz: Beyan sorunu derken ne kastediliyor, fail adli tıp raporu ile tespit edilemiyor mu? Fotoğraflar, videolar, tanıklar delil olarak kullanılamıyor mu? Bu ifade, açık açık “soruşturma yapmaktan kaçacağız” demek. 

Yine aynı haberde, düzenlemenin diğer hayvanları da kapsayacak şekilde gündeme alındığını ancak avcılar ve balıkçılardan gelen tepkiler yüzünden bu yönde bir genişlemeden vazgeçildiği belirtiliyor. AKP kurmayları bu açıklamaları ile Meclis’te lobi yapan rant sahiplerinin taleplerine hayvanların haklarından daha fazla değer verdiklerini bir kez daha göstermiştir. AKP bu açıklamalar ile rantçı lobilerden etkilendiğini bir kez daha ifşa etmiştir.

ARTIK YETER!

Sadece seçim zamanı ya da infial yaratan ihlallerden sonra akla gelen hayvanlar politika malzemesi değil, kendi yaşamlarının biricik özneleridir. İktidar ve tüm siyasiler bu gerçeği artık anlamalı ve ellerini hayvanların üzerinden çekerek yalnızca onların haklarını gözeten bir yasayı çıkarmak için, kalem tutmak için kullanmalıdır! 

Hayvanların tarafında olduğunuzu iddia ederek toplumu kandırmaya çalışmaktan vazgeçin. Hayvanların tutsak edildiği, sömürüldüğü tesisleri korumak için verdiğiniz çabanın binde birini hayvanların haklarını korumak için verseydiniz, 17 yılda pek çok ölüm ve acı önlenebilirdi. Bu kayıplar, yine, ezilenin yanında olmadığınız için yaşandı. 

Susmayacağız! Hayvanlar için taleplerimizi yüksek sesle dile getirmeye devam edeceğiz. Hayvanların haklarından vazgeçmiyoruz. Siz sivil toplumun taleplerine kulak tıkadıkça, biz daha gür bir şekilde haykıracağız. Buradayız; politikalarınızı ifşa edene, hayvanların haklarını geri alana kadar gitmiyoruz. 

Yasadan taleplerimizi bir kez daha yineliyoruz: 

  1. Hayvana yönelik suçlarda “insana yönelik suçlarla orantılı” olarak hesaplandığı söylenip “6 aydan 4 yıla” önerilen hapis cezası verileceği dile getiriliyor. Bu öneriyi  kabul etmiyoruz çünkü  hayvan hakları hukukçularının altını defalarca çizdiği üzere, 2 yıldan az ceza alan failin hapis yatmayacağını biliyoruz. Bu yüzden hayvanlara karşı işlenen suçlarda  bu cezanın ertelenmemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmaması, adli para cezasına çevrilmesinin mümkün olmaması için ceza alt sınırı 3 yıl olarak belirlenmeli.
  2. Yasa teklifinde ve yasa çıktıktan sonra hazırlanacak uygulama yönetmeliğinde “evde bakılan hayvan sayı sınırlaması” olmamalıdır. Mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alan 6. madde  korunmalı, belediyeler ceza kapsamına alınmalıdır. Belediyelerin “kısırlaştırma seferberliği” planlanırken bu faaliyetin öncelikle hayvanların çıkarına gerçekleşebilmesi için Komisyon raporunda da yer alan mobil kısırlaştırmanın yapılmaması, ayrıca belediyelerin bu alanda teknik olarak hayvan sağlığına zarar vermeyecek tüm donanıma sahip olması, “popülasyon kontrolü” derken geçmişte olduğu gibi hayvan katliamına dönüşmemesi gerekmektedir. Sokağın sakini olan hayvanların –özellikle köpeklerin-, belediyeler tarafından toplanıp, onlar için hapishaneden farksız barınaklara kapatılması ve uzak orman alanlarına atılması popülasyon kontrolü değildir. Oldukça teknik bir detaymış gibi görünen ancak ciddi ölçüde hayvana yönelik suçların önüne geçecek “barınaklarda kamera sistemi”nin de 7/24 herkes tarafından erişilebilir olması talebimizi de hatırlatmak istiyoruz.
  3. Komisyon raporu hayvan terk eden kişiye 10.000 TL para cezası önerirken, son düzenlemelerde bu miktarın 3.000 TL’ye düşürülmesi caydırıcılığı ortadan kaldıracağı için kabul edilemez. 
  4. Petshoplarda yalnızca evcilleri yasaklamayı öneren ancak ırk derneklerinde hayvanların üretilip satılabilmesine izin veren yeni önerilen sistemde hayvanları sokaklarda, ormanlarda kaderine terk edenler her zaman olacaktır. Buradan hareketle hayvan satışı petshoplarda da, ırk derneklerinde de yasaklanmalıdır. Bu yasak sadece evcil hayvanlar için değil, egzotik ve yabani hayvanlar gibi tüm türleri kapsamalıdır. 
  5. Türkiye’de hayvanlı sirk kurmak ve Türkiye’ye hayvanlı sirk ile gösterilerin girişi yasaklanmalıdır. 
  6. Hayvanlı sirklerden hiçbir farkı olmayan mevcut 10 yunus parkı 1 yıl içinde kapatılmalı, yeni tesislerin ve su sirklerinin açılmasına izin verilmemeli, mevcut hayvan hapishanelerinde tutsak edilen tüm deniz memelilerinin korunacağı deniz içi rehabilitasyon ve bakım alanı oluşturulmalıdır. 
  7. Hayvanat bahçeleri yasaklanmalı, yenilerinin açılmasına izin verilmemelidir. 40’ın üzerindeki mevcut tesislerde tutsak edilen hayvanlar ömür boyu korunmalı ve mevcut hayvan hapishaneleri rehabilitasyon alanlarına dönüştürülerek Türkiye’deki bu ticarethanelerde hayvan esaretinin sonu getirilmelidir. 
  8. Kürk ve deri çiftlikleri kapatılmalı, kürk ithalatı yasaklanmalı, hatta veteriner fakültelerinde kürke dair müfredat kaldırılmalıdır.
  9. Hayvan deneylerinin yasaklanıp tüm dünyada kullanılmaya başlanan hayvansız bilimsel yöntemlere geçilmeli, hayvan deneyinden etik sebeplerle kaçınan öğrencilere etik eğitim hakkı tanınmalıdır. Deney merkezlerindeki hayvanların öldürülmesi yasaklanarak mevcut aile yanına verme yönetmeliği uygulanmalıdır.
  10. Şiddet içermediği ileri sürülen ve “güreş, spor” adı altında sürdürülen  tüm hayvan dövüşleri ve yarışlarının şiddet içerdiği yasaya geçmelidir ve “geleneksel” kabul edilen boğa ve deve güreşleri, at yarışlarıyla birlikte yasaklanmalıdır.
  11. “Yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” tanımları ve listeleri bir an önce kaldırılmalı, barınaklarda müebbet hapse mahkum edilen ve ziyaretçilere kapalı olan bölmelerde ömür boyu hapsedilerek veya kısa sürede gizlice öldürülen bu köpekler rehabilite edilerek aile yanına yuvalandırılmalıdır. Hayvanları yetiştirip silah olarak kullanan kişilere cezai yaptırım uygulanmalıdır.

Komisyon raporunda yer alan ve yıllardır hayvan hakları mücadelesi verenlerin taleplerinden olan bazı konuların ise hazırlandığı söylenen teklifte yer dahi bulamadığını görüyoruz. Bu yüzden taleplerimizi yeniden hatırlatmak gerekiyor.

  • “Çiftlik hayvanları” diye tanımlanan ancak bizler için sadece hissedebilen bireyler olan hayvanların öldürüldüğü ve sömürüldüğü tesisler ortadan kaldırılana kadar 7/24 kamera zorunluluğu getirilmeli;
  • Basına yansıyan ve kamuoyu vicdanını yaralayan canlı hayvan ticareti yasaklanmalı;
  • Nesli tükenen türleri, endemik türleri ve “av hayvanı” olarak tanımlanan veya her yıl bu kategoriye sokulan pek çok yaban hayvanını zevk, hobi ve spor adı altında katletmeyi hedefleyen avcılık ve av turizmi tamamen yasaklanmalı;
  • Hayvanların yük taşımak amacıyla kullanılmasına son verilmeli, bu sömürüden kurtulan hayvanların kalan yıllarında zulüm ve işkenceden uzak bir yaşam sürmeleri sağlanmalı;
  • Her sene yüzlerce kuşu öldüren, patlama riski nedeniyle insan hayatı için büyük tehlike arz eden havai fişekler yasaklanmalı.

Eğer Hayvan Hakları Yasası taleplerimiz doğrultusunda çıksaydı; Ozan Öztürk tarafından yere vurularak öldürülen Dora köpek, Ankara Batıkent’te 3 kişi tarafından verilen zehirli etlerle öldürülen 16 köpek, Cumhuriyet Üniversitesi’ne yaşadığı köyden alınıp getirilerek, Anatomi dersi için şah damarı kesilip kadavra yapılan Kangal köpek, taşla vurularak öldürülen 8 Kaplumbağa, Van Çaldıran’da katledilen 70 köpek, B.Y. ve arkadaşları tarafından İspir dağlık alanda yakalanıp işkenceyle öldürülen yavru kurt, Murat Özdemir tarafından işkence edilerek öldürülen Bahtiyar papağan, Annesini emerken Berat Kaya tarafından köpeklere parçalatılan sıpa ve daha binlerce hayvan şu an yaşıyor olabilirdi. Çünkü onların hayatlarını koruyacak etkin ve caydırıcı yasalar yok.

 AMA; 

Biz, 21. yüzyıl Türkiye’sine yakışan, hayvanların doğuştan gelen haklarını teslim edip bu hakları koruyacak bir Hayvan Hakları Yasası’nın çıkacağına veya şimdiki haliyle hayvanların haklarını korumaktan çok uzak olan Hayvanları Koruma Kanunu’nda hayvanlardan taraf düzenlemelerin yapılacağına dair ümidimizi yitirmedik. Hayvan istismar eden sektörlerin değil, hayvanların çıkarını esas alan yasa teklifinin bir an önce son haline getirilerek hayvan haklarının pazarlık konusu yapılmaması gerektiğini yeniden ve yeniden hatırlatıyoruz. 

Buradan bir kez daha haykırıyoruz: YAŞAM İÇİN YASA İSTİYORUZ!


İMZACI OLUŞUMLAR

Adaların Atları Platformu

Alakır Nehri Kardeşliği

Animal Save Turkey

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Doğa Dostu Topluluğu

Antalya Feminist Kolektif

Aydın LGBTİ+ Dayanışması

Beydağları Kardeşliği

Bir El Bin Nefes Derneği

Bir Pati Çetesi Derneği

Biz Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Araştırmaları Derneği

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü (BUSOS)

Boysan’ın Evi

Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi

Bursa Vegan İnisiyatifi

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği

Çanakkale Vegan İnisiyatifi

Demokratik Kadın Hareketi

Dersim Belediyesi

Diyarbakır Barosu Hayvan Hakları Merkezi

Doğanın Çocukları

Dört Ayaklı Şehir

Ekoloji Birliği

Ekoloji Birliği Gençlik Meclisi

Ekoloji Birliği Kadın Meclisi

Empati Derneği

Ethical Possibility Enhancement (EPE)

Happinesspaws / Mutluluk Patileri

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

Hayvan Hakları Meclisi

Hayvan Hakları ve Etiği Derneği

Hayvan Özgürlüğü Komitesi

Hayvanlara Adalet Derneği (HAD)

Hayvanları Koruma Kurtarma ve Yaşatma Derneği

İstanbul Kent Savunması

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hayvan Hakları Kulübü

İzmir Barosu

İzmir Vegan İnisiyatifi

İzmir Pride Komitesi

Kadıköy Kent Dayanışması

Kampüssüzler Dayanışma Akademisi

Karadeniz İsyandadır Platformu 

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği

Kazdağları İstanbul Dayanışması

Kurtköy Patileri

Mucize Patiler Hayvanları Koruma Ve Yaşatma Derneği

Nilüfer Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu

Odunpazarı Modern Müze

Polen Ekoloji

Rengarenk Umutlar Derneği

Roma Bostanı

Sakarya Doğa ve Hayvan Hakları Koruma Derneği

Sarıyer Kent Dayanışması

Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği (SEHAYDER)

Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Derneği

Silivri Çevre Derneği

Sokak Canlıları Çevre ve Doğayı Koruma Sosyal Yardımlaşma Derneği

Tiyatro Tanımsız

Vegan Çiftlik

Vegan Derneği Türkiye (TVD)

Vegan Gazete

Vegan Kortej

vegAnkara

Vegvorous

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi

Yıldız Teknik Üniversitesi Vegan Vejetaryen Topluluğu

Yunuslara Özgürlük Platformu

Zonguldak Karaelmas Vegan Topluluğu

29. İstanbul Onur Haftası Komitesi

Hayvan hakları yasası için eş zamanlı eylemler gerçekleştirildi

Hayvan hakları savunucuları, Hayvan Hakları Yasası’na dair çalışmalardan vazgeçilmesi ve hayvanların haklarını korumaktan uzak bir yasal altyapının hazırlanması üzerine Türkiye çapında eş zamanlı eylemler gerçekleştirdi. 

27 Mayıs 2021 – Ekim 2019’da beş siyasi partinin uzlaşısı ile Meclis Başkanlığı’na sunulan TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Raporu’nun üzerinden 1,5 yıl geçmesine rağmen “Hayvan Hakları Yasası”nın hâlâ çıkarılmaması hak savunucularını bir kez daha harekete geçirdi. 

İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü Önü

Özellikle son iki yıldır ihlallerin artarak devam etmesi, geçtiğimiz ay hayvan istismarından kâr sağlayan sektörlere KOSGEB teşviki verilmesi, av katliamının yasa kapsamından çıkarılması, kedi ve köpek dışındaki hayvan türlerinin rant sahiplerinin lobisi sebebiyle kapsam dışında bırakılacağının açıklanması ve hayvana cinsel şiddetin ısrarla “hayvanla cinsel ilişki” olarak sunulması, hayvan hakları savunucuları için bardağı taşıran son damla oldu.   

Meclis’teki tüm siyasi partilere hayvanlardan taraf, adil, köklü ve dönüştürücü bir yasa için yıllardır çağrı yapan aktivistler, yasa koyucuların son günlerde basına verdiği yanıltıcı demeçleri ifşa etmek ve hayvanlar aleyhine aldıkları kararları protesto etmek amacıyla sokağa çıktı. 

Hayvan, insan ve doğa hakları alanında çalışan örgüt ve oluşumların yanı sıra baroların da aralarında bulunduğu 70’e yakın örgüt ve oluşum ise, talepleri içeren basın açıklamasına eylem öncesi imza atarak Meclis’e yönelik çağrılara destek verdi.   

“Artık yeter: Yaşam için yasa istiyoruz!”

İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Bursa ve Urfa’da eş zamanlı gerçekleştirilen basın açıklamasına İzmir’de Valilik kararı “gerekçesiyle” engel olundu. Gözaltı araçları ve çevik kuvvetin alana müdahelesi yetmiyormuş gibi hayvan hakkı savunucuları uzun bir süre takip edildi. Açıklama tüm engellere rağmen İzmir Barosu içerisinde gerçekleştirildi. Diyarbakır, Konya ve Antalya’dan da “Yaşam İçin Yasa” talebiyle basın açıklamasını okuyarak eylemlere destek veren hak savunucuları oldu.

İzmir
İzmir Barosu

Basın açıklamasında hayvanların, yalnızca seçim zamanında veya infial yaratan ihlallerden sonra gündeme geldiği belirtilerek hayvanların politika malzemesi yapılamayacağı sert bir biçimde ifade edildi. Hazır olduğu söylenen yasa taslağının “hak temelli bir yaklaşım” içermediği vurgulandı. Ayrıca gelinen noktada, komisyon tavsiye kararlarındaki hayvan hakları açısından olumlu kazanımlardan da geri adım atıldığını söyleyen aktivistler, failleri şiddete teşvik eden ve hayvan istismarını olumlayarak üzerini örten maddelerin yeniden gündeme getirilmeye çalışıldığının altını çizdi. 

Meclis’te yapılan görüşmelerde ve basına verdikleri demeçlerde hayvanlar yararına “devrim niteliğinde” bir yasa hazırlığında olduklarını aktaran milletvekillerine bir kez daha seslenen hayvan hakları savunucuları, “Hayvanların tarafında olduğunuzu iddia ederek toplumu kandırmaya çalışmaktan vazgeçin. Hayvanların tutsak edildiği, sömürüldüğü tesisleri korumak için verdiğiniz çabanın binde birini hayvanların haklarını korumak için verseydiniz, 17 yılda pek çok ölüm ve acı önlenebilirdi,” diyerek tepki gösterdi.  

“Hayvan Hakları Yasası çıkmış olsaydı…” 

Eylemde son yıllarda toplumsal infial yaratan hak ihlallerinin yalnızca bazılarına değinebilen yaşam hakkı savunucuları, hak temelli bir yasanın çıkmadığı her günün hayvanlar için daha fazla ölüm ve zulüm getirdiğini şu sözlerle vurguladı: 

“Eğer Hayvan Hakları Yasası taleplerimiz doğrultusunda çıksaydı; Ozan Öztürk tarafından yere vurularak öldürülen Dora köpek, Ankara Batıkent’te 3 kişi tarafından verilen zehirli etlerle öldürülen 16 köpek, Cumhuriyet Üniversitesi’ne yaşadığı köyden alınıp getirilerek, Anatomi dersi için şah damarı kesilip kadavra yapılan Kangal köpek, taşla vurularak öldürülen 8 Kaplumbağa, Van Çaldıran’da katledilen 70 köpek, B.Y. ve arkadaşları tarafından İspir dağlık alanda yakalanıp işkenceyle öldürülen yavru kurt, Murat Özdemir tarafından işkence edilerek öldürülen Bahtiyar papağan, Annesini emerken Berat Kaya tarafından köpeklere parçalatılan sıpa ve daha binlerce hayvan şu an yaşıyor olabilirdi. Çünkü onların hayatlarını koruyacak etkin ve caydırıcı yasalar yok.”

“Gitmiyoruz, buradayız!”

Basın açıklamasında, yasa koyucular sivil toplumun taleplerine kulak tıkadığı müddetçe daha gür bir sesle haykıracaklarını söyleyen aktivistler “Hayvanların haklarını geri alana kadar gitmiyoruz. Hayvan istismar eden sektörlerin değil, hayvanların çıkarını esas alan yasa teklifinin bir an önce son haline getirilerek hayvan haklarının pazarlık konusu yapılmaması gerektiğini yeniden ve yeniden hatırlatıyoruz. Buradan bir kez daha haykırıyoruz: Yaşam için yasa istiyoruz!” dedi.  

Basın açıklamasında, “yasaklı/tehlikeli ırk” tanımının kaldırılmasından yunus parkları ve hayvanat bahçelerinin kapatılmasına, petshop, üretim çiftlikleri ve internette hayvan satışlarının son bulmasından hayvana şiddete yönelik hapis cezası alt sınırının en az 3 yıl olarak belirlenmesine, belediyelerin ceza kapsamına alınmasından canlı hayvan ticaretinin ve kürk üretimi/ithalatının yasaklanmasına, geleneksel olduğu iddia edilen tüm boğa ve deve güreşlerinin yasaklanmasından hayvan deneylerine son verilmesine, ihlaller karşısında vatandaşın şikayet hakkının ve mevcut yasadaki 6. maddenin korunmasına kadar yasadan talepler sıralandı.

EYLEME ÇAĞRI: YAŞAM İÇİN YASA İSTİYORUZ!

Bildiğiniz üzere, hayvan hakları savunucuları olarak yıllardır mücadele ettiğimiz, değişmesi gereken 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na dair görüşmeler uzun zamandır mecliste yürütülüyor. Ancak iddia edilenin aksine çıkarılmak istenen yasanın, hayvanların haklarını korumaktan çok uzak olup, yalnızca hayvanlar üzerinde iktidar kuran ve rant elde edenlerin lehine oluşturulmak istenen bir yasa olduğunu açıkça görüyoruz. AK Parti kurmaylarının yaptığı son açıklama ile birlikte, yasanın isminin dahi “Hayvan Hakları Kanunu” olarak değiştirilmeyeceği, “Hayvanları Koruma Kanunu” olarak devam edeceği belirtilmiştir. Bu açıklamalarda, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Raporu’nda yer alan hayvan hakları açısından olumlu kazanımlardan da geri adım atıldığını, hayvanların aleyhine olan, şiddete teşvik eden, istismarı meşrulaştıran maddelerin yeniden gündeme getirildiğini görüyoruz.

Hayvan hakları savunucuları olarak hayvanların yaşam hakkını temel alan ve sadece hayvanlardan taraf olan “Hayvan Hakları Yasası” talebimizi Türkiye’nin farklı şehirlerinde 27 Mayıs 2021 Saat:12.00’da bir araya gelerek hazırladığımız basın açıklamamız ile tekrar dile getireceğiz. Hayvanlar için sesimizi bu kez daha yüksek ve güçlü çıkarmak zorunda olduğumuzun bilinciyle, sizleri dayanışmaya davet ediyoruz. Gelin, Türkiye’nin her yerinden aynı anda hayvanlar için #YaşamİçinYasa diyelim.

27 MAYIS 2021 SAAT 12.00

İllerdeki toplanma alanları (şu an için) aşağıdaki gibidir:

İstanbul
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü Önü
Fatih Ormanı Kampüsü Maslak-Şişli / İstanbul
İletişim: 0506 943 86 74, 0533 730 98 84, 0535 686 02 12
Ankara
Esat Dörtyol
Tunalı Hilmi Caddesi ile Esat Caddesi Kesişimi Kavaklıdere / Ankara
İletişim: 0532 437 51 33, 0505 700 96 92
İzmİr
Türkan Saylan Kültür Merkezi önü
Kıbrıs Şehitleri Cad. Alsancak / İzmir
İletişim: 0538 681 35 53, 0543 537 12 85
Eskİşehİr
Kanatlı AVM önü
Hoşnudiye, İsmet İnönü-1 Blv No:57, Tepebaşı / Eskişehir
İletişim: 0530 770 85 76
BURSA
Nilüfer Kent Konseyi
Barış Mah. FSM Bulvarı No:15 Nilüfer / Bursa
İletişim: 0531 256 79 40
URFA
Novada AVM Önü
Bamyasuyu Mah. 18 Mart Çanakkale Cad. No:6 Haliliye / Şanlıurfa
İletişim: 0542 805 17 19
ANTALYA
Beach Park Shakespear Bistro önü
Sahil Antalya Yaşam Parkı, Meltem Mah. Akdeniz Bulvarı
İletişim: 0538 921 76 04

Sizleri, hayvan hakları yasasından taleplerimizi daha çok kişiye duyurabilmek adına dayanışmaya çağırıyoruz:

  • Bulunduğunuz ilde basın açıklamasını okumak isterseniz, yukarıdaki gibi toplanma yerinin adresini ve iletişime geçilecek sorumlu kişinin isim-soyisim ve telefon bilgisini yasamicinyasa@gmail.com adresine gönderin. Toplanma yerinin adresi web sitemizden ve sosyal medyadan duyurulacak, iletişim bilgileri tarafımızca korunacak ve paylaşılmayacaktır.

  • Basın bildirimize imzacı olmak isterseniz aşağıdaki formu doldurabilirsiniz: 

  • Sosyal medyada paylaşılacak videoda yer almak isterseniz, aşağıdaki yönergeleri takip etmenizi ve bu maile en geç 25 Mayıs Salı gününe kadar videonuz ile birlikte dönüş yapmanızı isteriz.
  1. Video yatay olarak çekilmelidir.
  2. Çektiğiniz videoyu https://wetransfer.com/ a yükleyerek bize linki gönderirseniz çok seviniriz.
  3. Videoları birleştirebilmek adına örnek cümleyi baz alabilir ve hayvan hakları yasasından talepleriniz için basın açıklamasından yararlanabilirsiniz: “Ben İstanbul’dan Nazlıgül. Av turizmi katliamdır. Bu katliamın sona ermesi için avcılık ve av turizminin yasaklanmasını talep ediyorum. Herkes için eşit, adil, yaşanabilir bir dünya için hayvan hakları yasası!”

Dayanışmayla,

İMZACI OLUŞUMLAR

Adaların Atları Platformu
Alakır Nehri Kardeşliği
Animal Save Turkey
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Doğa Dostu Topluluğu
Antalya Feminist Kolektif
Bir El Bin Nefes Derneği
Bir Pati Çetesi Derneği
Biz Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Araştırmaları Derneği
Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü (BUSOS)
Boysan’ın Evi
Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi
Bursa Vegan İnisiyatifi
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
Çanakkale Vegan İnisiyatifi
Demokratik Kadın Hareketi
Dersim Belediyesi
Diyarbakır Barosu Hayvan Hakları Merkezi
Doğanın Çocukları
Dört Ayaklı Şehir
Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği Gençlik Meclisi
Ekoloji Birliği Kadın Meclisi
Empati Derneği
Ethical Possibility Enhancement (EPE)
Happinesspaws / Mutluluk Patileri
Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)
Hayvan Hakları Meclisi
Hayvan Hakları ve Etiği Derneği
Hayvan Özgürlüğü Komitesi
Hayvanlara Adalet Derneği (HAD)
Hayvanları Koruma Kurtarma ve Yaşatma Derneği
İstanbul Kent Savunması
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hayvan Hakları Kulübü
İzmir Barosu
İzmir Vegan İnisiyatifi
İzmir Pride Komitesi
Kadıköy Kent Dayanışması
Kampüssüzler Dayanışma Akademisi
Karadeniz İsyandadır Platformu
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
Kazdağları İstanbul Dayanışması
Kurtköy Patileri
Mucize Patiler Hayvanları Koruma Ve Yaşatma Derneği
Nilüfer Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu
Odunpazarı Modern Müze
Polen Ekoloji
Rengarenk Umutlar Derneği
Roma Bostanı
Sakarya Doğa ve Hayvan Hakları Koruma Derneği
Sarıyer Kent Dayanışması
Seferihisar Doğa ve Hayvan Dostları Derneği (SEHAYDER)
Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Derneği
Silivri Çevre Derneği
Sokak Canlıları Çevre ve Doğayı Koruma Sosyal Yardımlaşma Derneği (SOÇED)
Tiyatro Tanımsız
Vegan Çiftlik
Vegan Derneği Türkiye (TVD)
Vegan Gazete
Vegan Kortej
vegAnkara
Vegvorous
Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi
Yıldız Teknik Üniversitesi Vegan Vejetaryen Topluluğu
Yunuslara Özgürlük Platformu
Zonguldak Karaelmas Vegan Topluluğu
29. İstanbul Onur Haftası Komitesi

Gençler için “Yaşam İçin Yasa”

Sana Yaşam için Yasa İnisiyatifi olarak sesleniyoruz! Biz yaşadığımız kentleri, sokakları, evleri, ormanları, nehirleri kısaca tüm dünyayı paylaştığımız hayvanların, haklarını anlatmak ve savunmak için bir araya gelmiş bir ekibiz. Hepimizin dünya üzerinde yaşayan canlılar olarak haklarımız var. Örneğin yaşam hakkı, en temel haklarımızdan biri. İnsanların haklarının korunması için bir de yasalar var. Yasaları bizim haklarımızı koruyan birtakım kurallar olarak düşünebilirsin. İnsanlar gibi hayvanların da hakları var, ama hayvanların haklarını koruyan bir yasa yok.

Biz hayvan haklarının ülkemizde de korunması için böyle bir yasanın çıkması gerektiğini savunuyoruz ve adına Yaşam için Yasa diyoruz. 2019 yılından bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hayvan haklarına yönelik bir yasa çalışması yapılıyor. Ancak gelecek ay yayımlanacak olan Hayvan Hakları Yasası, bu hakların birçoğunu görmezden geliyor. Bu yasanın gerçekten hayvan haklarını koruyabilmesi için uzun çalışmalarımız sonucunda oluşturduğumuz taleplerimiz var. Bu talepler şunlar:

  1. Bazı hayvanlarla vakit geçirdiğinde hayvanların duyguları olduğunu fark etmiş olabilirsin. Hepsi doğuştan gelen haklara sahip ve hissedebilen bireyler. Yürürlükte olan yasada hayvanlar “mal ve eşya” ile tanımlanıyor ve hayvanların yaşam hakları korunamıyor. Yeni yasada birey olarak tanınması çok önemli, tam da bu yüzden Yaşam için Yasa diyoruz. Hayvanlar hissedebilen canlılar olarak tanımlanmalı.
  2. Bir hayvan bir insan tarafından şiddete uğradığında eğer hayvanın sorumluluğunu alan biri varsa, bu suçu işleyen kişi ceza alıyor. Ancak kentlerde, sokaklarda yaşayan hayvanlara ya da yaban hayvanlarına uygulanan şiddet cezasız kalıyor. Çünkü bu hayvanlar yasada “sahipsiz” hayvanlar olarak geçiyor. Yasada yer alan sahipli ve sahipsiz hayvan ayrımı kaldırılmalı. 
  3. Hayvanlara uygulanan her türlü şiddet Türk Ceza Kanunu kapsamında mutlaka cezalandırılmalı. 
  4. Sokakta yaşayan hayvanlar sokak sakinleridir. Onlar da bizler gibi yaşadıkları mahallelerde bir yaşam kuruyor ve arkadaşlar ediniyorlar. O yüzden bakımevlerinde rehabilitasyon süresini tamamlayan ve yuvalandırılamayan hayvanlar alındıkları noktalara bırakılmalı. Bunu takip etmek konusunda belediyeler sorumluluk almalı.
  5. Evde, bir insanın yanında yaşamaya alışan bir hayvanın sokağa alışması çok güç. Korunaklı, düzenli mama yiyebildiği bir evden sonra hayvanlar, sokakta bir sürü arabanın içinde yaşamakta ya da ormanda yemek bulmakta zorlanabiliyorlar. O yüzden sorumluluğunu aldığı hayvanı terk eden kişiye en az 10.000 TL idari para cezası uygulanmalı.
  6. Özgürce yaşayabildikleri, aile kurabildikleri, sosyalleşebildikleri kendi yaşam alanlarından koparılan ve petshoplarda bir kafesin içinde yaşamaya zorlanan birçok “evcil ve egzotik” hayvan var. Bu hayvanların üretimi, ticareti ve satışı yasaklanarak suç kapsamına alınmalı.
  7. Sadece  türlerinden dolayı “yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” olarak tanımlanarak barınaklara hapsedilen birçok köpek var. Örneğin pitbull türündeki köpekler sadece ırklarından dolayı suçlanıyor, oysaki tehlikeli olan bu canlılar değil onların gücünün kötüye kullanılmasıdır. “Yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” tanımları kaldırılmalı, hapsedilen köpekler rehabilite edilmeli ve yuvalandırılmalı.
  8. Yaban hayatı yasal ve yasadışı avcılık yüzünden tehdit altında. Kendi yaşam alanlarında hayatlarını sürdüren birçok hayvanın, nesli tükenen ve endemik, yani yalnızca belirli bir bölgede yaşayan, başka bir yerde yaşama ihtimali olmayan, o bölgeye özgü hayvanların, “av hayvanı” olarak tanımlanan pek çok yaban hayvanının ölümüyle sonuçlanan avcılık ve av turizmi tamamen yasaklanmalı.
  9. Her sene yüzlerce kuşu öldüren, patlama riski nedeniyle insan hayatı için de tehlike arz eden, hem ses hem de çevre kirliliğine sebep olan havai fişekler yasaklanmalı.
  10. Hayvanların özgürce, kendi yaşam koşullarında yaşamasına izin vermeyen yunus parkları, hayvanat bahçeleri ve hayvanlı sirkler kapatılmalı, yenilerinin açılması yasaklanmalı. Yurt dışından gelen sirklerin ülkeye girişine izin verilmemeli.
  11. Canlılara zarar veren hiçbir gösteri “gelenek” olarak adlandırılamaz. Eğlence, spor, kültürel ve ticari faaliyet adı altında yapılan at yarışları, deve ve boğa güreşleri, köpek ve horoz dövüşleri yasaklanmalı.
  12. Hayvanlardan kürk elde etmek, yurtdışından ülkeye işlenmiş ya da işlenmemiş halde kürklerin girişini sağlamak, kürk elde etmek için hayvan yetiştirmek/üretmek kesinlikle yasaklanmalı.
  13. Hayvan deneylerinde hayvanlar hasta ediliyor, vücutlarına zorla yabancı maddeler sokuluyor ve bu da, hayvanların büyük acılar yaşamasına neden oluyor. Hayvan deneyleri tıp, kozmetik, silah sanayi gibi pek çok sektörde yapılıyor. Bu deneyler sonlandırılmalı, hayvanlara zarar vermeyen alternatif yöntemlere (3D yazıcı, kök hücre üzerinde araştırma yapma vb.) geçilmelidir. Fen bilimlerinde hayvanlar üzerinde deney yapmak istemeyen öğrencilere okul alternatif yöntemler sağlamalı, öğrencilerin etik eğitim hakkı korunmalıdır. Üzerinde deney yapılan ve hayatta kalan hayvanlar huzurlu bir hayat için yuvalandırılmalı. Alternatif deney metodları hakkında bilgi sahibi olmak istersen burada yer alan yazıyı okuyabilirsin.
  14. Hayvanların yük taşımak için kullanılmasına son verilmeli. Özgür kalan hayvanların hakları korunmalı. 

Peki sen nasıl destek olabilirsin? 

Aşağıdaki soruların cevaplarını arayabilir, önerilerimizi uygulayabilirsin: 

  1. Hayvanların da bizler gibi kişisel sınırları, hoşlandıkları ya da sevmedikleri şeyler var. Onlar da beden dilleriyle, davranışlarıyla bunları gösteriyorlar, her zaman sevilmek ya da oyun oynamak istemiyorlar. Çevrendeki hayvanların nasıl yaşadığını daha önce gözlemledin mi? Sevindiklerini ve rahatsızlıklarını nasıl gösteriyorlar, nasıl eğleniyorlar, heyecanlanıyorlar mı? 
  2. Seninle beraber evinde yaşayan bir hayvan var mı? Eğer varsa onu ya da mahallendeki hayvanları da düşünerek yemek ve kalacak yer haricinde nelere ihtiyaç duyduklarına hiç dikkat ettin mi? Bu hayvanların ihtiyaçları karşılanıyor mu, karşılanması için neler yapılabilir?
  3. Mahallende yaşayan hayvanları tanıyor musun? Sence bu hayvanların yaşadıkları yerler sağlıklı ve güvenli mi? Yiyecek bulabiliyorlar mı? Eğer değilse, sen neler yapabilirsin? Eğer desteğe ihtiyacın varsa yaşadığın ilçedeki belediyedeki Veteriner İşleri Müdürlüğü’nü arayarak o hayvanların aşılarının ve bakımlarının yapılmasını, yapıldıktan sonra yaşadığı mahalleye geri bırakılmasını talep edebilirsin. Müdürlüğün numarasına kendi belediyenin web sitesinden ulaşabilirsin.
  4. Seninle paylaştığımız taleplerimizi bir kere daha gözden geçirebilir, hayvanların hakları ile kendi haklarının benzerlikleri ve farklılıkları üzerine düşünebilirsin. Hayvan haklarının korunması senin haklarının korunmasını da etkiler mi?
  5. Yukarıda açıkladığımız taleplerden sana tanıdık gelenler oldu mu? Daha önce hayvanat bahçelerine, yunus parklarına, alışveriş merkezlerine ya da akvaryumlara gitmiş olabilirsin. Bu hayvanların yaşam ortamları sana nasıl hissettirdi, neler düşündün? Belki hayvanat bahçelerinde yaşayan hayvanların tekrarlayan hareketleri, insanlardan kaçmaları dikkatini çekmiştir. 

Hayvanlar özgür olmalı ve ait oldukları coğrafyalarda yaşamalı. Bu mekanlara gitmeye devam edersek orada yaşayan hayvanların kendi yaşam alanlarından çok uzakta, birer kafeste ya da akvaryumda yaşamaya devam etmelerine destek vermiş oluyoruz. Bir kutup ayısı, yunus, aslan, maymun ve birçok hayvan hayatında hiçbir insan görmeden yaşayabiliyorsa, biz de yapabiliriz! :). Merak ettiğimiz hayvanların hayatını anlatan çok güzel belgeseller, kitaplar var, onları izleyerek ve okuyarak hayvanlar hakkında fikir sahibi olabiliriz. Planet Earth, Our Planet, Blue Planet gibi belgeselleri izleyebilir, BBC, National Geographic, Netflix gibi platform ve kanalların hayvanlarla ilgili içeriklerine göz atabilirsiniz.

  1. Çevrene bu yasa sürecini ve taleplerimizi anlatabilirsin, ne kadar çok insan konuşursa ve gündem olursa, yasa yapan politikacıların da dikkatini çekmiş oluruz. Taleplerimizi daha ayrıntılı incelemek istersen internet sitemize göz gezdirebilirsin.
  2. Sosyal medya hesaplarımızdan paylaşmamız için, sana göre hayvan haklarının ne demek olduğunu ve taleplerimizi anlatan kendi çizdiğin bir resmi, yazdığın bir şiiri, yazıyı, çektiğin bir fotoğraf ya da videoyu yasamicinyasa@gmail.com adresine gönderebilirsin.
  3. Hayvan haklarını korumak konusunda neler yapılabileceğini, senin neler yaptığını bizlere anlatmak için yine yukarıdaki mail adresine yazabilir, bu konuda çektiğin bir videoyu, fotoğrafı ya da çizdiğin bir resmi de bizimle paylaşabilirsin.
  4. Çevrendeki yetişkinlerle imza kampanyamızı  paylaşabilir, daha çok insanın haberinin olmasını sağlayabilirsin. 

Bir sorun ya da fikrin varsa, Twitter hesabımıza mesaj gönderebilir ya da mail adresimize yazabilirsin.

TBMM’de 11 Mart’ta Gerçekleşen Görüşmenin İçeriğine Dair Notlar

TBMM’de 11 Mart’ta Hayvan Hakları Yasa Teklifi Konusunda Hayvan Hakları Savunucuları ile AKP Milletvekilleri Arasında Gerçekleşen Görüşmenin İçeriğine Dair Notlar

11 Mart Perşembe günü, AKP, Türkiye’nin pek çok farklı şehrinden gelen 50’ye yakın hayvan hakları savunucusunun katılımıyla TBMM’de bir toplantı düzenledi. Özlem Zengin’in başkanlığında Mustafa Yel, Yunus Kılıç, Zeynep Yıldız, Serap Yahşi ve Rümeysa Kadak’ın katılımıyla düzenlenen, Hayvan Hakları Kanunu’nun konuşulduğu toplantı 14.30’da başladı, 22.45’te sona erdi. Gelen bütün hak savunucuları gibi bizler de yasa taslağının toplantıya katılanlarla paylaşılacağını düşünmüştük, ancak AKP hazırladığı yasa taslağını bizimle paylaşmadı. Sorularımızı cevaplayacaklarını söyleyen vekiller bazı soruları “çok detay” diyerek geçiştirdi. Ancak bizler, bu detayların uygulamada hayvanların haklarını korumak için önemli olduğunu biliyoruz.


Yıllardır alanda çalışan hak savunucuları olarak, yaşadığımız kötü deneyimlerin paylaşılması ve bu deneyimlerin bizde güvensizlik yarattığının açıklanması vekiller tarafından zaman zaman tepki ile karşılandı. Bizler bu deneyimlerin hayvanların yaşam haklarını korumak için önemli olduğunu; bu deneyimlerin getirdiği güvensizliğin de hayvanlar için yapılabilecek her düzenlemeyi her yönüyle değerlendirmemize sebep olduğunu biliyoruz. Bize “eski yaralar ile bir yere varamayacağımızı” söyleyen vekillere bu yaraların hayvan hakları mücadelesinin yönünü belirleyen temel yapı taşları olduğunu hatırlatmak isteriz.

Toplantı başlangıcında yasa taslağının Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tavsiye raporunu yüzde 95 yansıttığının belirtilmesine rağmen, vekillerin toplantının devamında verdikleri bilgiler raporda hayvanlar lehine olan maddelerin esnetildiğini gösterdi. Hazırlanan taslakta kürk üretiminin ve sirklerin yasaklanması, 6. maddenin korunması, sahipli-sahipsiz hayvan ayrımının kaldırılması gibi bizler için umut verici maddeler olsa da; hayvanat bahçeleri, yunus parkları, cezalar, hayvan tanımı gibi konularda araştırma komisyonu raporunun çok gerisine düşüldüğünü gördük

Yasa taslağı bize gösterilmediği için tam olarak emin olamamakla birlikte, vekillerin konuşmalarından ve sorularımıza verdikleri sınırlı cevaplardan anladığımız kadarıyla Tarım Komisyonu’na sunulması planlanan teklif ile ilgili detaylar şöyle:

CEVAP ALABİLDİĞİMİZ KONULAR

Belediyelere yaptırım:
Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin görev, yetki ve sorumlulukları’ başlıklı 14. Maddesine belediyelerin hayvanlarla ilgili görevlerinin de eklenmesi ile 5199 sayılı kanunda düzenlenen bu görev ve sorumluluklar zorunlu hale getirilmiş olacak. Uygulamada çoğunlukla soruşturma izni verilmemesine gerekçe olarak, hayvanlarla ilgili konuların belediyelerin asli görevleri arasında sayılmaması gösteriliyor. Bu değişiklik ile soruşturma izni şartı kaldırılmış olmuyor, sadece görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen belediye başkanları ve çalışanları hakkında görevi kötüye kullanma suçundan yaptığımız suç duyurularında soruşturma izni verilmesi ihtimali artırıyor. Ayrıca belediyelere görevlerine aykırı davranmaları nedeniyle idari yaptırım da uygulanacağı belirtildi.

Sirkler: Türkiye’de hayvanlı sirk açılmasına ve yurt dışından hayvanlı sirklerin ülkeye girişine izin verilmeyecek.

Avcılık: Tüm tepkilerimize ve avcılığın tamamen yasaklanması istemimize rağmen, av konusunun “5199 kapsamında ele alınmayacağı için kapsam dışı olduğu” ve bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmayacağı, gerekirse Kara Avcılığı Kanunu’nda ileride değişiklik yapılabileceği ama şu an için gündemde olmadığı bir kez daha dile getirildi. Mustafa Yel, av turizmi uygulamalarının ise, toplantıda da dile getirilen talepler üzerine yasaklanabileceğini söyledi.

Hayvan tanımı: Araştırma komisyonunun en önemli çıktılarından biri olan hayvanların ‘duygulu varlıklar’ olarak yasada tanımlanması taslakta yer almıyor.

Yasaklı ırklar:
Yine alınıp satılmaları, üretilmeleri yasak olacak. Şu an aile yanında yaşayan hayvanlar 6 ay içinde kısırlaştırma şartı ile aile yanında kalabilecek. Bu hayvanlar çocukların çok yoğun olduğu yerler dışında ağızlık ile gezdirilebilecek. Bakımevlerinde bulunan “sahipli” hayvanlar “sahiplerine” geri verilecek, “sahipsiz” olanlar bakımevinde kalmaya devam edecek. Biz bakımevlerinde ömür boyu hapse mahkum edilen hayvanların da aile yanına yuvalandırılması ve “yasaklı/tehlikeli ırk” tanımlarının/listelerinin tamamen kaldırılması gerektiğini savunuyoruz.

İl Hayvanları Koruma Kurulları: İl Hayvanları Koruma Kurullarında baro temsilcileri yer alacak.

Bakımevi zorunluluğu: Nüfusu 20 binin üstünde olan ilçelerde geçici hayvan bakımevi açma zorunluluğu getirilecek. Yerel yönetimlere hayvanlar için bütçe ayrılacak ve bu şekilde bakımevlerine zorunlu olarak harcama yapmaları sağlanacak. Nüfusu 20 binin altında olani ilçelerdeki hayvanlar çevredeki ilçelere taşınacak. Bu durum uygulamada hayvanlar için ölüm anlamına geleceği için, nüfusun 20 binin altında olan ilçelere de bakımevi açılmasını talep ediyoruz.

Ceza alt sınırı: Bu konuda da araştırma komisyonu raporunun gerisine düşüldüğünü gördük. Komisyon raporunda önerilen hayvana yönelik şiddet fiilleri için belirlenen ‘2 yıl bir ay’lık ceza alt sınırı, AKP yasa teklifinde 6 ay olarak belirlendi. Vekiller geçtiğimiz sene İnfaz Kanunu’nda yapılan değişiklik nedeniyle faillerin hapse girebilmesi için ceza alt sınırının 3 yıl olarak belirlenmesi talebimizi dile getirmemiz üzerine, bir sene içerisinde İnsan Hakları Reform Paketi’yle paralel olacak şekilde İnfaz Kanunu’nda yeni bir değişiklik yapılacağını ve bu değişiklik doğrultusuna ‘ceza ile orantılı hapis’ sisteminin geleceğini, bu sistemde 6 ay ceza alan bir failin bile hapse girebileceğini söylediler. İnfaz Kanunu’nda belirtilen bu değişiklik yapılsa bile, bu değişiklik 2 yıl ve altındaki cezalar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezanın ertelenmesi hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği için, faillerin fiilen hapse girmeyecekleri ile ilgili endişelerimiz giderilmiyor.

Sahipli-Sahipsiz hayvan: Mevcut durumda mağduriyet doğuran bu ayrım kaldırılacak.

Çipleme: Sokakta ve evlerde yaşayan hayvanlara çip takma zorunluluğu getirilecek. Çip taktırmayanlara idari para cezası uygulanacak. Böylece terk etme ve belediyelerin başka bölgelere hayvan atmalarının önüne geçileceği söyleniyor. Ancak aşağıda “hayvan terk etme” başlığında henüz giderilmemiş sorunlar nedeniyle bu konunun da bütüncül olarak ele alınamamış olduğunu düşünüyoruz.

Hayvan kürkü: Türkiye’de kürk çiftlikleri kurmak, ticaretini yapmak ve kürk ithal etmek yasaklanacak.

Mobil kısırlaştırma: Uygulamada büyük hak ihlallerine sebep olan mobil kısırlaştırma yasaklanacak. Bu noktada toplantıdaki hayvan hakları savunucuları, kısırlaştırmaların ve belediyenin görev kapsamına giren konuların hiçbir surette özel / taşeron firmalara devredilmemesi gerekliliği üzerinde durdu. AKP’li vekillerin dile getirdiği, Komisyon raporunda da yer alan kısırlaştırma “seferberliği” ibaresinden rahatsızlığımızı bir kez daha hep birlikte dile getirdik ve yapılacak tüm kısırlaştırma işlemlerinin “seferberlik” halinden çok, hayvan sağlığı gözetilerek hayvanlara zarar vermeden yapılması gerekliliğini vurguladık.

Atlı faytonlar ve at arabaları: Komisyon raporunda da önerildiği gibi atlı faytonlar Türkiye çapında yasaklanmayacak. Gerekçe olarak faytonda ya da at arabalarında kullanılmayan atların bakımının yapılmadığı gösterildi.

Canlı hayvan ticareti: Uluslararası canlı hayvan ticaretinin yasaklanmasına dair talebimiz taslakta yer almıyor. Konuyla ilgili olarak yalnızca “hayvanların taşınmasıyla ilgili düzenleme zaten var” denilerek geçiştirildi. Ancak bu düzenleme, kurban bayramında öldürülen hayvanlarla sınırlı; kıtalararası yolculuklarda türlü hastalık ve eziyetlere maruz bırakılan hayvanlar için değil.

Hayvanların haczi: Ticari mal olarak kabul edilen ve parasal değeri olan hayvanlar bakımından haczin yasaklanmasının mümkün olmadığını net olarak belirttiler. Mevcut mevzuatta olduğu gibi evcil hayvanların haczine ilişkin yasak devam edecek.

Hayvan dövüşleri: Sadece köpek ve horoz dövüşlerinin yasaklanacağını belirten vekiller, boğa ve deve güreşlerinin devam edeceğini söyledi. Bizler tüm hayvan dövüşlerinin işkence olduğunu ve istisnasız hepsinin yasaklanması gerektiğini tekrar dile getirdik.

CEVAP ALAMADIĞIMIZ KONULAR

Yunus parkları:
Komisyon raporunda yunus parklarının en geç 2 sene içerisinde kapatılması tavsiye kararını esneten bir öneri ile karşılaştık. Yunus parklarının yasaklanacağı, ancak mevcut tesislerdeki hayvanlar ölene kadar bu yerlerin açık kalacağı söylendi. Yeni hayvan alımının önüne geçilmesi için hayvanların çipleneceği, bu şekilde kaçak yolla yunus parklarının Türkiye sularından hayvan yakalamasının önüne geçileceği belirtildi. Biz yunus parklarının en geç 1 yıl içerisinde kapatılması talebimizi yineledik, çünkü çip ve kimliklendirme olsa bile hayvan alımının bundan sonra da yapılacağı yönünde somut endişelerimiz var. 10 yıldır sayısız ihlal, ihmal ve hayvan ölümü bildirimi karşısında bu tesislere yaptırım uygulamayan ve denetim yapmayan İl Tarım Müdürlükleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı, bundan sonrasında da çiplerin denetimini gerektiği şekilde yapmayacaktır. Bu yüzden yunus parklarının Komisyon kararından geri düşmeyecek şekilde kapatılması, mevcut tesislerdeki hayvanların rehabilite edilmesi ve denize geri dönemeyecek durumda olanların ve diğer deniz memelilerinin ömür boyu korunması talebimizi tekrar ettik. Süre sınırı ile ilgili değerlendirmelerinin devam ettiğini belirttiler.

Hayvanat bahçeleri: Toplantının başlarında hayvanat bahçesi ismi ile yeni tesis açılmasının yasak olacağını ama ‘doğal yaşam parkı’ adıyla yeni tesis açılabileceğini, ‘doğal yaşam parkı’ ismini verdikleri bu tesislere hayvan alımının devam edeceğini söyleyen vekiller, toplantının sonlarına doğru, hayvanat bahçelerinin ‘doğal yaşam parklarına’ çevrileceğini, ‘doğal yaşam parkı’ adıyla yeni tesis açılmayacağını, hayvan alımı yapılmayacağını söylediler. Birbirine tamamen zıt bu iki açıklama endişelerimizi daha da artırdı.

Mevcut 40 hayvanat bahçesinde esir edilen binlerce hayvanın ve gelecek nesillerin hayatı, bir toplantı içinde birbiriyle tamamen çelişen açıklamalar yapacak kadar hafife alınamaz. Hayvanat bahçelerinin ismini ‘doğal yaşam parkı’ olarak değiştirmek, hayvanların ömür boyu hapis hayatı yaşamasını, doğal yaşam alanlarından koparılmalarını, bir mal gibi teşhir edilmelerini, korkunç bir hayat yaşamaya zorlanmalarını engellemeyecek. Bu yüzden Meclis Araştırma Komisyonu raporunda tavsiye edildiği gibi hayvanat bahçeleri yasaklanmalıdır. Mevcut tesisler yaban hayat merkezlerine dönüştürülmeli ve hayvanlar kayıt altına alınarak yeni hayvan alımının önüne geçilmesi yoluyla hayvanat bahçelerinin sonu getirilmelidir.

Bakım evlerine kamera: Komisyon raporunun çıktılarından olan geçici hayvan bakımevlerinin 7/24 kamera ile izlenmesi ve bu görüntülerin belediyelerin İnternet sitelerinden yayınlanması konusunun yönetmelik ile düzenleneceği söylenerek geçiştirildi.

Faillerin hayvana yuva olması: Hayvana şiddet uygulayan faillerin bir hayvana yuva olmalarına izin verilmeyeceği söylendi ama bu konunun nasıl takip edileceğine ilişkin net bir açıklama yapılmadı.

Şikayet şartı: Hayvana yönelik suçlarda soruşturma açılması için kimlerin hangi merciye şikayette bulunalabileceği konusunda net bir cevap alamadık. Şikayetlerimizin öncelikle Tarım Orman Bakanlığı tarafından değerlendirilip bu değerlendirme neticesinde uygun bulunanların savcılığa intikal etmesine yönelik bir düzenleme yapılacağı konusundaki endişelerimizi dile getirdiğimizde, suçüstü hallerinde savcılıkların resen soruşturma açma yetkisi olacağı belirtildi. Ancak suçüstü olmayan haller ile ilgili sorularımız, Adalet Bakanlığı’nın personel sayısının yetersiz olduğu ve iş yükünün çok yoğun olduğu şeklinde açıklamalarla geçiştirildi.

Bu şekilde gerekçelerle halkın şikayet hakkının elinden alınması kabul edilebilir değildir. Bunun yanında “sahipli” hayvanın “sahibi” tarafından maruz bırakıldığı şiddet ile ilgili şikayetleri herkesin yapabileceği söylendi. Şikayet şartı ile ilgili olarak, ‘Kim hangi hayvanla ilgili hangi merciye şikayet edebilecek?’, ’Gelen ihbarları kim değerlendirecek?’, ‘Adli vaka olup olmadığına kim karar verecek?’, ‘Otopsiyi kim yapacak?’ gibi sorularımız “bu konular çok detay” denilerek geçiştirildi.

Hayvan deneyleri: Hayvan deneyleri ile ilgili bir düzenlemeden bahsedilmedi. Alternatif yöntemler ve dünyadaki gelişmeler vekiller ile paylaşıldı, fen fakültelerinde hayvan deneyi yapmak istemeyen öğrencilerin etik eğitim haklarının korunması gerektiği belirtildi.

Bakımevi veteriner sayısı: Vekiller, geçici hayvan bakımevlerindeki veteriner sayısının bölgenin insan nüfusuna göre değil de hayvan nüfusuna göre belirlenmesi ile ilgili talebi değerlendireceklerini belirttiler.

Evde hayvan sayısı sınırı: Yasaya evde bulunabilecek hayvan sayısı ile ilgili bir madde eklenemeyeceğini, bu olası kısıtlamaya yönelik tepkilerimizi defalarca belirttikten sonra, vekiller bu konunun yönetmelikle düzenleneceğini söyleyerek yine bu başlığı muğlak bir noktaya çekerek net bir cevap vermediler.

Terk etme: Komisyon raporunda hayvan terk eden kişilere verilecek ceza 10.000 TL olarak belirlenmişti. Yasa teklifinde ise bu miktarın 3.000 TL olarak önerildiğini yeniden dile getirdiler. Vekiller, bu önerilerine gerekçe olarak 10.000 TL’nin özellikle kırsal bölgelerde oldukça yüksek bir meblağ olduğu için tahsil kabiliyetinin olmamasını gösterdiler. Bizler bu konuda meblağın yüksek olmasını, caydırıcılığı artırması açısından özellikle talep ediyoruz. Bu konuda da net bir kanıya varılmadı.

Artırılmış ceza: Hayvanlara bakmakla ve onları korumakla yükümlü olan belediye görevlileri ve Tarım Orman Bakanlığı’na bağlı görevliler hayvana yönelik bir suç işlediklerinde bu durumun nitelikli hal olarak kabul edilmesi ve bu kişilere misli ile ceza verilmesi yönündeki talebimiz vekillerce de makul bulundu ve değerlendirileceği belirtildi.

Petshop ve üretim çiftliklerinde hayvan satışı: Artık petshoplarda kedi ve köpek satılmayacağını söyleyen vekiller, hayvan “satın almak” isteyenlerin “denetlenen” (!) üretim çiftliklerinden kedi köpek alabileceğini, hayvanları da kataloglardaki fotoğraflardan seçebileceklerini belirtti. Her şeyden önce, bu durum hayvanların mal statüsünü ortadan kaldırmadığı gibi, bugüne kadar denetimden asla geçmeyen üretim çiftliklerinde hayvanların damızlık olarak sürekli sömürüleceği, ek mağduriyetler yaratacağı bir düzen kurulması anlamına geliyor. Ek olarak, taleplerimizden biri olan, sadece kedi ve köpeklerin değil, kuş, kemirgen ve sürüngen gibi egzotik/yabani hayvanların da petshoplarda satılmaması talebimize toplantıda da yanıt alamadık. Bu konuda herhangi bir yasak getirilip getirilmeyeceği, sormamıza rağmen söylenmedi. Bizler hayvan üretiminin, ticaretinin ve satışının tamamen yasaklanması gerektiğini yineledik.

Hazırlanan yasa teklifine ilişkin taslağı göremediğimiz ve birçok sorumuza net cevap alamadığımız bir toplantı oldu. Bu yüzden toplantıya katılan kişilerin yaptıkları aktarımlarda eksik kalan kısımları netleştirmek için detaylı bir açıklama yazmaya çalıştık. Cevap alabildiğimiz ve olumlu olan kısımlar kesin değil bu yüzden tüm taleplerimiz için mücadele etmeye devam etmek ve kararlı olmak zorundayız. Bir hafta-on gün içinde tamamlanıp Tarım Komisyonu’na sunulması planlanan teklifin detaylarını öğrenme ve eksik bulduğumuz hususları giderme konusundaki mücadelemiz Tarım Komisyonu’nda da devam edecek. Hayvanların doğuştan gelen haklarını teslim eden, hayvanlar lehine bütüncül ve adil bir Hayvan Hakları Yasası için taleplerimize buradan ulaşabilirsiniz.

Toplantıya Yaşam İçin Yasa bileşenlerinden, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Vegan Derneği Türkiye (TVD), Yunuslara Özgürlük Platformu ile Hayvan Haklar ve Etiği Derneği katıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti MYK Üyesi Vekillere Mektup

SAYIN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN ve AK PARTİ MERKEZ YÜRÜTME KURULU ÜYESİ VEKİLLER,

Sizlere bu mektubu, hayvanların en temel yaşam haklarını savunan bir “Hayvan Hakları Yasa”sına dair taleplerimizi bir defa daha hatırlatmak için yazıyoruz.

AK Parti Tekirdağ Milletvekili ve TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Mustafa Yel’in basına açıklamalarından takip edebildiğimiz üzere, partinizin hazırladığı bir kanun teklifi yakında huzurunuzda olacak.

Teklifiniz ilgili komisyona gitmeden önce; Şubat 2019’da beş parti grubunun ortak önergesiyle kurulan ve Ocak 2020’de Meclis’e sunduğu taslak rapora dek 12 defa toplanan TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarını yakından takip etmiş, Meclis’te gerçekleşen bu toplantılara katılmış hayvan hakları savunucuları olarak, yasa teklifine dair endişelerimizi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Kanunun adı

Sayın Mustafa Yel’in basına açıklamalarında anlaşılıyor ki, huzurunuza gelecek teklifte Hayvan Hakları Kanunu’ndan vazgeçilmiş ve 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na dair değişiklik önerileri esas alınmış.

Hayvanları eşya statüsünden çıkarıp, burada açmamızın yersiz olduğu bir takım felsefi tartışmalar nedeniyle onları hukuki bir özne de kılmaksızın, doğuştan gelen haklarını tanımanın mümkün olduğu inancına sahip Komisyon Rapor’u tavsiyesinin aksine bu değişiklik, bizleri yasanın hayvanların haklarını koruma prensibinden vazgeçilip geçilmediği konusunda kaygılandırmakta.

Cezalara dair

Sizlerin de yakından takip ettiği üzere, kamuoyunun hayvana yönelik suçlarda hapis cezası beklentisinin, teklifte karşılığının olmadığını görüyoruz. Hayvana yönelik suçlarda “6 aydan 4 yıla” önerilen hapis cezasının “insana yönelik suçlarla orantılı” olarak hesaplandığını anlayabiliyoruz ancak hayvan hakları hukukçularının altını defalarca çizdiği üzere, 3 yıldan az hapisle yargılanacak failin 1 gün dahi hapis cezası almayacağını biliyoruz.

Hakimin takdirine bırakılacağını anladığımız bu cezai önerinin, hayvana yönelik suçların ne yazık ki sistematikleştiği günümüzde cezasızlık anlamına geldiğinin farkındayız. Büyük bir emekle çıkması muhtemel yeni düzenleme bu suçların önüne geçmediğinde, hem yıllardır bu yasayı bekleyen kamuoyunda hem de sizler arasında hayal kırıklığı yaratmayacak mıdır?

Diğer yandan hayvana yönelik işlenen suçu 5 yıl içinde tekrarlamayan failin hapis cezası almayacağının öngörüldüğü bir sistemin çok ama çok büyük bir eksiği olduğunun görülmesini istiyoruz. Hayvana yönelik işlenen suçların, insana yönelik işlenen suçlara kıyasla tespit edilmesi çok ama çok zordur. Suçun mağduru edilen hayvanın şikayetçi olamaması, tanık ya da şikayetçi olacak tanığın olmaması durumunda bu suçun gizli kalacağının fark edilmesini istiyoruz. Hayvanları, karşılaşacakları suçlardan koruyacak sizlerden başka kimse değil, bunu hatırınızda tutmanızı istiyoruz.

Sokakta yaşayan hayvanlar hakkında

Sayın Yel basında, yasa teklifinde “evde bakılan hayvan sayı sınırlaması”nın olmadığı, mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alan 6. Maddenin korunacağı, belediyelerin ceza kapsamına alınacağının sözünü verdi. Teklifi değerlendirirken bu sözlerin tutulmasından yana olmanızı talep ediyoruz.

Belediyelerin “kısırlaştırma seferberliği” planlanırken bu faaliyetin öncelikle hayvanların çıkarına gerçekleşebilmesi için Komisyon raporunda da yer alan mobil kısırlaştırmanın yapılmaması, ayrıca belediyelerin bu alanda teknik olarak hayvan sağlığına zarar vermeyecek tüm donanıma sahip olması, popülasyon kontrolü derken geçmişte olduğu gibi hayvan katliamına dönüşmemesi sizlerin ellerinde.

Yine benzer şekilde Komisyon raporunda olan “vakum etkisini” hatırlatmak isteriz. Sokağın sakini olan hayvanların –özellikle köpeklerin-, belediyeler tarafından toplanıp, onlar için hapishaneden farksız barınaklara kapatılması, popülasyon kontrolü değildir. Alınan köpek sayısı kadar yeni köpeğin aynı bölgeye yeniden geleceğini hatırlatır, 6 maddenin korunmadığı bir tekliften taraf olmamanızı talep ederiz. Oldukça teknik bir detaymış gibi görünen ancak ciddi ölçüde hayvana yönelik suçların önüne geçecek “barınaklarda kamera sistemi”nin de 7/24 herkes tarafından erişilebilir olması talebimizi de hatırlatmak istiyoruz.

Hayvan satışı ve popülasyon kontrolüne dair

Komisyon raporu hayvan terk eden kişiye 10.000 TL para cezası öneriyordu. Sizlere sunulacak teklifte bu tutarın hiçbir caydırıcılığın olmadığını düşündüğümüz 3.000 TL olarak belirlendiğini Sayın Yel’den dinledik.

Petshoplarda yalnızca evcilleri yasaklamayı öneren ancak ırk derneklerinde hayvanların üretilip satılabilmesine izin veren bir sistemde, satın almalar sürecek ve bununla birlikte terk etmeler de…

Çıkaracağınız yasayla, kamunun vergileriyle ve bin bir emekle gerçekleştirileceği aşikar “kısırlaştırma seferberliği”ne rağmen sokakta popülasyonu kontrol altına alamayacağımızı düşünmenizi istiyoruz. Buradan hareketle hayvan satışının petshop ya da ırk derneklerinde evcil ya da değil tüm türlerde yasaklanmasından yana olmanızı umuyoruz.

Komisyon’un hayvana işkence olarak tanımladığı ancak yasa teklifinde yer almayan ya da esnetilen başlıklar
Komisyon raporunda her biri detaylıca değerli komisyon üyesi milletvekillerimiz tarafından incelenen ve tavsiye kararına dönüşen birçok başlığın kanun teklifinde olmayacağını derin bir üzüntüyle karşıladığımızı belirtmek işitiyoruz.

Bu başlıkları hızlıca hatırlatalım:

  • Türkiye’ye hayvanlı sirklerin girişi ile Türkiye’de bir hayvanlı sirkin yasaklanması; 
  • Kürk ve deri çiftliklerinin kapatılması, kürk ithalatının yasaklanması hatta veteriner fakültelerinde kürke dair müfredatın kaldırılması;
  • Hayvan deneylerinin yasaklanıp, alternatif bilimsel yöntemlere geçilmesi, hayvan deneyinden etik sebeplerle kaçınan öğrencilere etik eğitim hakkı tanınması ile deneyde sömürülmeyecek hayvanların öldürülmek yerine aile yanına verme yönetmeliğinin uygulanması;
  • Hayvanat bahçelerinin kapatılması, yenilerinin açılmasına izin verilmemesi, mevcuttaki esir hayvanların emekli edilmesi ve mevcut hayvan hapishanelerinin rehabilitasyon alanına çevrilmesi;
  • Mevcut 10 yunus parkının 1 yıl içinde kapatılması, yeniden açılmasına izin verilmemesi ve mevcutta çalıştırılan hayvanlara rehabilitasyon imkanı sağlanması;
  • Şiddet içermediği ileri sürülen, tüm hayvan dövüşlerinin şiddet içerdiğinin yasaya geçmesi ve “geleneksel” kabul edilenler de dahil yasaklanması gerektiği;
  • “Yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” tanımları, listeleri kaldırılmalı, barınaklarda müebbet hapse mahkum edilen ve ziyaretçilere kapalı olan bölmelerde tutulan bu köpekler rehabilite edilmeli ve aile yanına yuvalandırılmalı, hayvanları yetiştirip silah olarak kullanan kişilere ağır yaptırımlar uygulanmalı.

Tüm bu başlıklar Komisyon raporunda ağır sömürü ve hak ihlalleri olarak tanımlandığı halde, sizlere sunulacak yasa teklifinde hayvanlar üzerinden ticari rant sağlayan kişi ve kurumlara yeni olanaklar tanıyacak ölçüde esnetildiğini anlıyoruz. Tüm bu başlıklara dair beş partinin ortaklaştığı talepleri hiç değilse Komisyon raporundan yeniden okumanızı rica ediyoruz. Hayvanları, yaşadıkları zulümden şikayetçi olamayacak bu canları; onları ticaret nesnesi yapan bir anlayıştan koruyacak olan kararları alacak olan sizlerden başkası değil.

Konusu dahi geçmeyen başlıklar

Komisyon raporunda yer alan ve yıllardır hayvan hakları mücadelesi verenlerin taleplerinden olan bazı konularınsa teklifte yer dahi bulamadığını görüyoruz. Burada biz taleplerimizi yeniden hatırlatmak ihtiyacı hissediyoruz:

  • Çiftlik hayvanları diye tanımlanan ancak bizler için sadece hissedebilen bireyler olan hayvanların öldürüldüğü ve sömürüldüğü tesislere 7/24 kamera zorunluluğu getirilmeli;
  • Basına da yansıyan ve kamuoyu vicdanını da yaralayan canlı hayvan ticareti yasaklanmalı;
  • Nesli tükenen türleri, endemik türleri ve “av hayvanı” olarak tanımlanan pek çok yaban hayvanını zevk, hobi ve spor adı altında katletmeyi hedefleyen avcılık ve av turizmi tamamen yasaklanmalı;
  • Hayvanların yük taşımak amacıyla kullanılmasına son verilmeli, bu sömürüden kurtulan hayvanların kalan yıllarında sömürüden uzak bir yaşam sürmeleri sağlanmalı;
  • Her sene yüzlerce kuşu öldüren, patlama riski nedeniyle insan hayatı için büyük tehlike arz eden havai fişekler yasaklanmalı.

Son olarak,

Bizler 21. Yüzyılın Türkiye’sine yakışan, hayvanların doğuştan gelen haklarını teslim edip, bu hakları koruyacak bir Hayvan Hakları Yasası’nın çıkacağına dair ümidimizi yitirmedik.

Tıpkı bizler gibi canlı ve duyarlı varlıklar olan hayvanlar ve onlardan ticari rant sağlayan kişi ve kurumlar arasında bir tercih yapmak durumunda kalacak olan siz değerli komisyon üyeleri ve vekillerimizin tercihini yaşamdan, hayvanlardan yana kullanacağına dair inancımızı kaybetmedik.

Sizlerin hayvanlardan hiçbir çıkarı olmayan biz hayvan hakları savunucularının taleplerine kulak vereceğinizi ve asgari olarak beş partinin de üzerinde mutabık olduğu komisyon raporunun tavsiye kararlarını baz alan bir yasa teklifini geliştirmek üzere çalışacağınızı umuyoruz.

Komisyon raporunda da sıkça ifade edildiği üzere, “tarihin başlangıcından bu yana hayatımıza eşlik eden hayvanlara karşı, kendi hayat alanı içinde büyük bir sevgi ve şefkat gösteren, dünyaya örnek uygulamalar oluşturan kadim bir medeniyetin mirasçısı” olarak bizlerin temsilcisi sizlerin dünyaya örnek bir yasa çıkaracağınızı düşünüyoruz.

Saygılarımızla